Ataköy ve Çaykara Tarihi

İlçe merkezine 9 km. uzaklıkta olan Ataköy beldesinin nüfusu 2000 yılı sayımına göre 3128’dir.
Ataköy’ün 1515 tarihli Mufassal Defter ve daha sonraki dönemlere ait tahrir kayıtlarıyla Vilayet Salnamesi’nde adı ayrı bir köy olarak geçmez. Ancak, 1583 tarihli tahrir kayıtlarına göre Çaykara ilçesi sınırları içinde bulunan 12 köyden biri olan “Paçan nam-ı diğer Siro” sınırları içinde gösterilmektedir. 1876 Trabzon Vilayeti Salnamesi’nde bugünkü Çaykara sınırları içerisinde belirtilen 25 köyden birisi “Şinek-Paçan” olarak geçmektedir. 1915 yılı Trabzon iline bağlı köyleri gösteren kayıtlarda Şinek (önerilen adı Ferahiye’dir) adıyla ilk kez ayrı bir yerleşim yeri olarak anılmaktadır.
İlk yerleşenlerin Vartan köyünden geldikleri söylenir. Daha sonra yakın (Şahinkaya, Maraşlı, Aşağıkumlu, Köknar, Çambaşı) ve uzak (Konya, Maraş, Rize, Artvin, Erzurum ve Kars) çevrelerden gelen aileler Şinek’e yerleşmişlerdir.
Bölgede bugün “Lemali” olarak anılan çarşının adının ilk yerleşenlerden Lemnoğlu Ali’den geldiği söylenmektedir. Benzer bir adlandırma da beldenin bir semti olan Koftali (Ali Keser, dediğine karşı çıkma! Anlamında) için söz konusudur.
Zaman içinde Ataköy’e gelip yerleşen kimi önemli aileler şunlardır; Canoğulları Koldere’den, Kuştular Taşhan’dan Rizeye ve Rize’den Şinek’e, Kamaloğulları Aşağıkumlu’dan, İslamoğulları Maraş köyünden; Sofuoğulları, Sakaoğulları ve Serdarlar Of’tan, Bakkaloğulları Maraşlı’dan gelmişlerdir. Ozbaylar Orta Asya kökenlidir.
Daha sonraki dönemlerde de önemli nüfus hareketleri yaşayan Ataköy’den 1920li yılların başında arazilerini satıp Adapazarı’na, Ankara’ya (Haymana) gidenler olmuştur. 1929 sel felaketi sonrasında da önemli sayıda aile Bayburt’un Demirözü (Kısanta) köyüne göç etmiştir.
Bir ara adı Serince olarak belirlenen Ataköy, 10.10.1957 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’yla belediye olmuştur. İlçenin önemli beldelerinden biri olan Ataköy’de bugün (2005), Sağlık Ocağı, Sağlık Meslek Lisesi, İlköğretim Okulu, PTT ve Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bulunmaktadır.
Bir kayaçta oluştuğu bilinen genişçe bir düzlükte ve ona bağlı fazla engebeli olmayan yamaçlarda yer alır. Ataköy beldesinin üst bölümünde, heyelan korkusuyla ağaç kesilmeyen Beddualı Ormanlar bulunmaktadır.
Tarıma elverişli arazisi düz olduğu için bir zamanlar tarlalar atla sürülür ve bolca ürün alınırdı. Arazinin çoğu, önceleri her çeşit sebze yetiştirmeye elverişli iken bugün nüfus göçü nedeniyle fındıklığa dönüşmüştür. Kivi üretimi denemesi bölgede ilk kez burada yapılmasına ve başarılı olunmasına karşın yeterli devlet desteği alınmadığı için önemini yitirmektedir. Bir emekliler beldesi olmaktan kurtulmak için belediye ve yeni nesil çırpınıp durmaktadır.
Belde, bütün çağdaş olanaklardan yararlanmaktadır. Sultanmurat bağlantılı yolun tam olarak asfaltlanması Ataköy’ün canlılığını arttıracaktır.
Ataköy’de bürokraside, silahlı kuvvetlerde, siyasette ve özel girişim alanlarında öne çıkan bir çok değerler vardır. 5. Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay bu beldenin çocuğudur.
Yaylacılık anlayışının yaygın olduğu Ataköy’ün yaylaları Sultanmurat bölgesinde bulunan Hanırmak, Vartan, Cerah, Sarıkaya ve Sıcakoba’dır.
…………………………………………………………………………………
ÇAYKARA’NIN TARİHİ
Çaykara ilçesi, Trabzon ve çevresinin 15 Ağustos 1461 tarihinde Fatih Sultan Mehmet tarafından fethiyle Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. İlçe Trabzon’a bağlı olup, ilin güney-doğusunda yer almaktadır. Arazisi oldukça engebelidir.
Çaykara (Kadahor) doğudan Hayrat ilçesi ve Rize ili, batıdan Dernekpazarı (Kondu) ve Köprübaşı ilçeleri, güneyden Bayburt ili, kuzeyinden de Dernekpazarı ilçesi ile sınırlıdır. İlçe adını, ilçe merkezinde bulunan ve merkezin su ihtiyacını karşılayan Çaykara Suyu’ndan almıştır. Ancak ilçenin bu adla 1947 yılından itibaren anılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Bu tarihten önce, ilçenin merkez mahallesi olan Kadahor adıyla anılmaktaydı. Tespit edilinilebildiği kadarıyla Kadahor (Çaykara) ile ilgili ilk kayıt 1583 tarihlidir. Bu kayıta göre bir mezranın “Kadahor”un yanında olduğu belirtilmekte beraber; buranın mezra mı, köy mü olduğu hususunda bir bilgi verilmemektedir. Kadahor ilk olarak 1654 tarihli kayıtlarda Of kazasına tabi “Karye-i Holayısa-i Kadahor” adıyla bir iskan birimi olarak göze çarpmaktadır. 1657 tarihli sicil kaydında yalnız “Kadahor” köyü adıyla Müslümanların yaşadığı bir yerleşim birimi olarak dikkat çekmektedir. Kadahor’un 1876 (H.1293) tarihli salnamede Of kazasına bağlı bir köy olduğu görülmektedir. Kadahor (Çaykara), 1925 yılında Of ilçesine tabi bir nahiye olarak yapılandırılmıştır 11 Haziran 1947’de 5071 sayılı kanunla Çaykara adıyla ilçe yapılmış ve 1 Ocak 1948’de de fiilen teşkilatlandırılmıştır. İlçe merkezi Solaklı Deresi’nin kenarında kurulmuştur. Bugün Çaykara (Kadahor) ilçesi sınırları dahilinde 28 köy yerleşim birimi olup; ilçenin yüzölçümü toplam 559 km2’dir
BÖLGENİN GENEL TARİHİ ve TÜRKLERİN YERLEŞMESİ
Yazılı kaynaklara göre Çaykara ve Dernekpazarı yöresi ile ilgili ilk kayıt tespit edilinilen kadarıyla Kondu (Dernekpazarı ilçe merkezi)’ya aittir. Bu kayıt 1486 yılından önce olmakla beraber hangi tarihe ait olduğu kesin olarak belirlenememektedir. Ancak bu yerleşim birimi ile ilgili kaydın 1461 ila 1486 yılları arasındaki bir tarihe ait olduğu tahrir kayıtlarından ortaya çıkmaktadır. Kondu, Türkçe bir yer adı olup, konmak, konaklamak ve yerleşmek anlamına gelmektedir. 1486 yılı tahrir kayıtlarında yer alan bilgilere göre; bugünkü Dernekpazarı ilçesi sınırları dahilinde Kondu, Oflare (Visir) ve Kaçal adlı üç iskan birimi olup bu yerleşim birimlerinde nüfus ikamet etmekteydi.
1486 tarihli arşiv kayıtlarına göre bugünkü Çaykarailçesi sınırların dahilinde Gorgora nam-ı diğer Paçan, Holayısa, Paçan ve Zino (Zeno) adlı dört köy iskan birimi olup, her birinde nüfus bulunmaktadır.
1486’da bugünkü Çaykara ilçesine bağlı yerleşim birimlerinde vergi mükellefi olarak yalnız Holayısa köyünden Ahmet adında bir Müslüman’ın kaydına tesadüf edilmektedir. Diğer nüfusun Hristiyan olduğu görülmektedir. Ancak, Zeno köyünün tımarı Yeniçeri cemaatinden Hasan Sarıgöl’e, Gorgara köyünün yine Yeniçeri cemaatinden Saruca’ya, Paçan köyünün timarı Salman adlı kişiye, Oflare (Visir) köyünün timarı Rumeli’den sürülen Arnavutlardan İbrahim oğlu Mehmet ile Abdi ve Murat adlı şahıslara, Kondu köyünün timarının daha önce Koyulhisarlı İbrahim’e ait olduğu, 1486’da Tirebolu kalesi görevlilerinden kale dizdarının oğlu Hızır, kethüda İlyas ve imam Mevlana Yakup’a, Paçan köyünün bir hissesinin timarı daha önceleri Nalbant Yusuf ile Sinan’a, belirtilen tarihte Giresun kalesi mertlerinden Ömer, Murat, Musa, İsa ve İlyas adlı şahısların tasarrufunda olduğu, Zino (Zeno) köyünün timarının bir hissesi daha önceleri Süleyman Bey’in azatlı kölesi Abdi’ye, belirtilen tarihte ise Of kalesi dizdarı Atmaca’ya, Kaçal köyünün timarı ise daha önce Torul kafirlerinden Todoros ve Gorgor’a verildiği, zikredilen tarihte ise Trabzon kalesi azeblerinden Hacı Mehmet, Merzifonlu Yusuf, Bergamalı Ali, Trabzonlu İskender, Hasan ve Kalaycı Bedri’ye verildiği görülmektedir.
1488 tarihli bir kayıtta Paçan köyünün bir hissesi Burak oğlu Hızır’a, Holayısa köyünün bir hissesi Aravut Yusuf’a, diğer bir hissesi ise daha önce Rüstem’in elinde iken zikredilen tarihte Mustafa adlı şahsa timar olarak verildiği belirtilmektedir.
1497 tarihli bir kayıtta Holayısa köyünün bir hissesi Mehmet adlı şahsın timarı iken kendisinden alınıp Karaca adlı şahsa verildi. Yine aynı köyün diğer hissesi 1500 tarihli bir kayıtta Mustafa adlı timar sahibinden alınıp İlyas adlı bir başka sipahiye verildiği anlaşılmaktadır.
1515 tarihli tahrir kayıtlarında Kondu köyünün Mora sürgünlerinden Mazrak Ali Bey oğlu Yahya’nın timarı olduğu belirtilmektedir. İki ayrı köy olarak belirtilen Oflare köyünün biri Abdi oğlu Hızır’ın tasarrufunda iken, Trabzon sipahilerinden Atmaca oğlu Hasan’a verildiği, diğerinin Kapıcı Musa oğlu Mustafa’nın timarı iken, Trabzon sipahilerinden Ali Çelebi oğlu Hızır’a verildiği görülmektedir. Gorgora nam-ı diğer Paçan köyü Ahmet oğlu Mustafa’nın timarı iken bu tarihte Trabzon sipahilerinden Oflu İskenderoğlu Mustafa’nın tasarrufunda bulunduğu, Holayısa köyü Solaklar’dan Süleyman Bey’in tasarrufunda iken İskender Ağa’nın serhazen-, biruni Trabzonlu Bayram’a verildiği, Zeno köyü timarı Süleyman Bey’in azadlısı Çerkez Bayram’ın elinde iken Dırazlı Ahmet oğlu Mustafa’nın elinde olduğu, Paçan köyünün vergi gelirleri zaim Yakup oğlu Cafer’in elinde iken Canca (Gümüşhane) kalesi mertlerinden Hamza oğlu Mehmet’e verildiği görülmektedir. Yine aynı köyün bir timar hissesi Giresun kalesi mertlerinin tasarrufunda iken bu hissenin Trabzon şehrinden olan casus İskender’e verildiği kaydedilmektedir.
Holo adlı köy ilk olarak 1515 tarihli tahrir kayıtlarında zikredilmekle beraber; 1486 yılından sonra kurulduğu 52 numaralı tahrirde daha önce Behşayiş oğlu Mehmet’in tasarrufunda bulunduğunun belirtilmesinden anlaşılmaktadır. Holo köyünün 1515’te Trabzon sipahilerinden İlyas’ın timarı olduğu kaydedilmektedir. Kaçal köyünün vergi geliri Trabzon kalesi azeblerinin timarı iken bu tarihte Trabzon sipahilerinden Arnavut Ali oğlu Balıkçı Veysi’nin tasarrufunda olduğu görülmektedir.
Gorgara nam-ı diğer Paçan köyü ile Holayısa köyleri 1521 tarihli timar kaydından anlaşıldığına göre, Hasan adlı şahsın tasarrufunda idi. 1522 tarihli kayıtta yer alan bilgilere göre; Holo köyünün timarı Bostanoğlu İlyas’a verildi. 1528 yılında Kondu köyü Hamza’nın, Paçan ve Oflare köylerinin birer hisseleri de Trabzon sipahilerinden Süleyman’ın tasarrufunda bulunmaktaydı.
Ogene ile ilgili ilk kayıt 1528 tarihli olup, burası yaylanın yanında mezra olarak kaydedilmiştir. Ogene mezrasının Hızır adlı sipahinin timarı olduğu görülmektedir. Bu mezranın yeni iskana açıldığı “hariç ez-defter” kaydından anlaşılmaktadır. Haldızen köyünün de 1530’lu yıllarda yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlandığı belgelerden ortaya çıkmaktadır. Bu köyün Ramazan adlı şahsa timara verildiği anlaşılmaktadır.
1581 yılından önce Oflare köyü Satılmış’ın timarı iken, bu tarihte Osman’a verildiği anlaşılmaktadır. 1584 tarihli timar kayıtlarına göre; Gorgara nam-ı diğer Paçan köyü vergi geliri Hüdavendigar (Bursa) müteferrikalarından Mustafa Bey’in zeameti idi. Bu köy 1618 yılından önce Kurt adlı şahsın zeameti iken bu tarihte Dergah-ı ali müteferrikalarından Hamza adlı şahsa zeamet geliri olarak tevcih edildiği görülmektedir. Adı geçen timar ve zeamet sahiplerinin tamamı olmasa da büyük bir çoğunluğu maiyetleri ve aileleriyle birlikte dirliklerinin başınca bulunduğu ve yöreye Müslüman Türk nüfusunun akışında önemli rol oynadıkları düşünülmektedir.
Çaykara ve Dernekpazarı yöresinde fetihten önce kimlerin yaşadığını tespit için Trabzon Sancağı dahilinde tarih boyunca kimlerin yaşadığını ortaya koymak gerekmektedir. Trabzon yöresine ilk olarak M.Ö. III. Bin ile II. Bin yılları arasında Oğuzlar’ın öncü kollarından biri olarak kabul edilen “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler”’in yerleştiği belirtilmektedir. Trabzon şehrinin Kindinar mevkiinde bulunan bazı kalıntılardan bölgeye Kafkasya’dan Mosklar, Tibarenler ve Marlar’ın gelip yerleştikleri ve bunların ziraat ve balıkçılık yaparak geçimlerini sağladıkları bilinmektedir.
M.Ö. 675 yılından itibaren Kimmerler’in Doğu Karadeniz’e yerleşmeye başladığı ve bunların Anadolu ve Azerbaycan’da ilk Bozkır Kültürü’nü yaşayan “Proto-Türkler”’in olduğu kaydedilmektedir. Trabzon, Tirebolu ve Giresun şehirleri M.Ö. 656 yıllarında muhtemelen Miletoslular (Miletliler) tarafından kurulmuştur. Trabzon şehrinden ilk bahseden yazar ise Xenophon’dur. Xenophon’un verdiği bilgiye göre M.Ö. 400 yılında Doğu Karadeniz’de yaşayan kavimler Kolhlar, Driller, Mossinoikler, Halibler (Haldiler) ve Tibarenler idi. Faruk Sümer bunların Yunan asıllı olmadıklarının kesin olduğunu belirtmektedir.
Doğu Karadeniz bölgesine Kimmerler’den sonra İskitler (Sakalar) gelmiş ve bunların hakimiyetleri 28 yıl kadar sürmüştür. İskitler’in hakimiyetine Medler son vermiştir. Medler M.Ö. 606 yılında Doğu Karadeniz bölgesini ellerine geçirmişlerdir. M.Ö. 547 yılında bölge Persler’in hakimiyetine geçmiş ve bu hakimiyet Makedonya Kralı İskender’in M.Ö. 334 yılındaki doğu seferine kadar devam etmiştir. M.Ö. 312-280 tarihleri arasında bölge İskender’in komutanları idaresinde kalmıştır. M.Ö. 280-63 yıllarında da bölge Pontus Devleti idaresinde bulunuyordu. M.Ö. 63-M.S. 395 yılları arasında Doğu Karadeniz, Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir. Bu bölgede Hristiyanlığın imparator Kostantin (M.S.324 yılında) zamanında yayılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. M.S. 394-1204 yılları arasında bölge Bizanslıların yönetimine girmiştir. Bu dönemdeki önemli hadiselerden biri 530 yılında Bizanslılar tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri’nin bir bölümü Trabzon havalisine yerleştirilmiştir. Diğer bir hadise ise XII. asırda 40 bin Kuman ailesinin Gürcistan’a inerek burada Hristiyan olmaları ve buradan Doğu Karadeniz’e ve Doğu Anadolu’ya gidip yerleşmeleridir. 1057’de Anadolu’ya sevk edilen Türkmen gruplarının Trabzon hinterlandını yağma ettikleri anlaşılmaktadır. 1073-1074 yıllarında Trabzon dolaylarında Türklere rastlanmaktadır.
Malazgirt Zaferi’nden sonra muhtemelen 1072’de Trabzon Türklerin eline geçmiştir. Üç yıldan fazla Türklerin elinde kalan Trabzon, 1075 yılında Theodore Gabras tarafından geri alınmıştır. Trabzon valisi olan Gabras 1091’de Türkler’in elinde olan Bayburt’u ele geçirmiş, fakat 1098’de Gümüştekin Ahmet Danişment Gazi’nin oğlu İsmail tarafından geri alınmıştır. 1080 yılındaki fetihlerle birlikte Doğu Karadeniz bölgesinde Türkmenler’in yerleşmesiyle demografik yapı büyük ölçüde değişmiştir.
Türkler Trabzon ve çevresi dışında Gümüşhane-Bayburt-Artvin çevresine yerleşerek bölgeyi yurt tutmaya çalışmışlardır.
1204’te İstanbul’un Latinler tarafından istilası üzerine Trabzon’a kaçırılan Andronikos Komnenos’un oğlu, Gürcü Kraliçesi Tamarra’nın yardımıyla burada imparatorluğunu ilan etmiş, böylece Türkler tarafından fethine kadar Trabzon Rum İmparatorluğu (Komnenoslar hanedanı) kurulmuştur (1204-1461). Bu dönemde Türkler’in Trabzon’u almak için yoğun bir şekilde bölge üzerine hücum ettikleri tespit edilmektedir. Bunlardan Çepniler’in bağımsız olarak veya diğer Türk boylarıyla birlikte Trabzon üzerine yaptıkları seferler dikkat çekmektedir.
Çepniler, Oğuzların Üçok koluna bağlı olupi önce Türkistan’dan İran’a, buradan da Anadolu’ya göç etmişlerdir. 100 bin kişi olduğu belirtilen bu Çepni boyunun büyük bir çoğunluğu Giresun, Tirebolu, Görele ve Büyükliman (Vakfıkebir)’a yerleşmiş, bir kısmı da daha batıya hareket ederek İzmit, Balıkesir ve İzmir’e iskan etmiştir. XIII. asırda Sinop çevresinde görülen Çepniler’in bilahare Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize bölgesinde etkin rol oynadıkları görülmektedir. Trabzon Sancağı dahilindeki Türk yerleşmesinde bu boyun birinci derecede etkili olduğu ortaya çıkmaktadır.
1228’de I.Alaeddin Keykubad karadan ve denizden kuvvetler sevk ederek Trabzon’u kuşattı. Ancak Türkiye Selçuklu Kuvvetleri şehri teslim alamadan geri döndü. Öte yandan 1318-1319 yıllarında Sinop’taki Pervaneoğullarına ait kuvvetler de Trabzon sahillerine akınlar yapmış, ancak önemli bir başarı elde edememişlerdir. 1340’ta Komnenoslar’a ait kuvvetlerin Trabzon’un güneyinde bulunan yaylalardaki Akkoyunlu Türkmenleri’ne saldırdıkları ve büyük maddi zarar verdikleri görülmektedir. 1341’de bu saldırıya karşı olmak üzere Trabzon şehrine saldıran Akkoyunlular şehri kuşatıp yağmaladılar. 1343’te tekrar Trabzon üzerine yürüyen Akkoyunlular önemli bir başarı elde edemeden geri döndüler. Buna karşılık Trabzon imparatorları, Türkler’in hücumlarını önlemek için kızlarını ve yeğenlerini Türkmen liderleriyle evlendirme siyaseti güttüler. Bu politikalarıyla Akkoyunlular üzerinde tesirli oldular.
1361’de 400 atlı ile Maçka üzerine yürüyen Bayburt Emiri Hoca Latif, Maçkalılar tarafından 200 kadar atlısı ile birlikte öldürülmüş, buna karşılık 1397 yılında Hacı Emir Oğulları Beyliği’nin lideri Süleyman Bey, Giresun kalesini fethetmiştir. Aziz b. Erdeşir-i Esterabadi, Giresun kalesinin “sağlamlığı ve alınamamazlığı” ile meşhur olduğunu, İslamiyet’in doğuşundan beri hiçbir müslümanın buraya giremediğini ve bu kaleyi fethetmeye muvaffak olamadığını kaydetmektedir.
Stratejik ve ticari yönden önemli bir şehir hüviyeti taşıyan Trabzon’a ve Doğu Karadeniz Bölgesine karşı Osmanlılar’ın ilk fiili teşebbüsleri imparator IV. Kalo Loannes (1447-1458) zamanında başlamıştır. Bundan önce de Sultan II: Murad, 1442’de gemilerle Trabzon üzerine bir kuvvet göndermiş, bu kuvvetler karaya çıkarak yağma ve tahrip hareketinde bulunarak birçok esirle geri dönmüşlerdir. Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra, Kalo Laonnes, Osmanlılar’a dostluk teminatı vermiş ve muayyen bir vergi ödemeye başlamıştır.
Buna mukabil Erdebil Ocağı şeyhlerinden Şeyh Cüneyd’in 1456 yılında Rafizi Türkmenler’i yanına toplayarak, pek zayıflamış olan Trabzon İmparatorluğu’nu ortadan kaldırıp burada bir devlet kurmak amacıyla Trabzon üzerine yürüdüğü görülmektedir. Akçakale’yi alıp imparatorluğun ordusunu bozguna uğratan Şeyh Cüneyd, Trabzon surlarına dayandı. Ancak şehir üzerine yaptığı hücumlardan bir netice alamayınca ve Fatih’in emriyle Rum Beylerbeyi Hızır Bey’in karadan ve denizden imparatorluğun yardımına koştuğunu haber alınca kuşatmayı kaldırarak geri çekilmiştir. Fatih bu davranışı ile Trabzon’a karşı girişilecek her çeşit müdahaleyi kendisine yapılmış bir hareket saydığını ortaya koymaktaydı. Hızır Bey’in Trabzon seferi Komnenler Devleti’nin Osmanlı himayesine alınmasını ve her yıl 2000 altın vergiye bağlanmasını sağlamıştır. Ancak Fatih, Hızır Bey’in esir ettiği Trabzon İmparatorluğu vatandaşlarını serbest bırakmak karşılığında yıllık vergiyi 3000 altına çıkarmıştır.
Bununla beraber İmparator Kalo, Rum Beylerbeyi Hızır Paşa’nın Osmanlı kuvvetleriyle Trabzon önlerinde görünmesinden, neticede Fatih’in Trabzon üzerine yürüyereceğini anlayarak kendisine müttefik aradı. Türk beyleri içinde o dönemde en güçlüsü olan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı kendi tarafına çekmek için Diyarbekir’e elçiler gönderdi ve kızı Thedora’yı (Despina Hatun) onunla evlendirmeye karar verdi. Çeyiz olarak da Kapadokya (Sivas vilayeti)’yı teklif etti. Bunun üzerine 1458 yılında Uzun Hasan Trabzon İmparatoru Kalo Loannes ile ittifak andlasmasi imzaladı. Ancak Kalo Loannes, henüz kızı Diyarbekir’e gitmeden ölmüş, yerine kardeşi David geçmişti. Trabzon İmparatoru olan David Komnenos, Uzun Hasan ile yapılan ittifak andlaşmasını yeterli görmeyerek, yaklaşan Osmanlı tehlikesine karşı Gürcistan, Fransa Burgondia dukalığı, Karaman ve İsfendiyar beyliklerini de kendisiyle ittifak yapmaya çağırmış ve Roma’da bulunan Papa’ya Haçlı Seferi hazırlaması için elçiler göndermiştir. Bu arada David yeğenini Uzun Hasan’la evlendirdikten sonra Akkoyunlu hükümdarına bir elçi göndererek, Osmanlılar’a ödenen haracın kaldırılması hususunda Fatih Sultan Mehmed nezdinde teşebbüse geçmesini istemiştir. Uzun Hasan da 1459 yılında Fatih’e bir heyet göndererek padişahtan, David’den alınan verginin alınmamasını dilemiştir. Talebi reddeden Fatih bu gelişmelerden sonra, Trabzon üzerine sefere karar vermiştir.
23 Mart 1461’de Edirne’den hareket ile, Gelibolu-Mudanya yolu ile Bursa’ya gelen Fatih, Gelibolu Sancakbeyi Kasım Bey kumandasındaki 300 parçalık donanmayı da Sinop’a göndermiştir. Önce Kastamonu ve Sinop’taki Türk Beyleri’ni itaat altına aldı. Sultan Mehmed, donanmayı buradan Trabzon üzerine sevk etmiş, kendisi de Tokat’ın kuzeyindeki Koyulhisar’a yönelmiştir. Akkoyunlular’a ait olan bu kaleyi de zapt eden Fatih, buradan doğuya doğru hareket ederek Erzincan yakınlarında Yassıçimen yaylasında otağ kurmuştur. Uzun Hasan ise Erzincan ovasında mevzilenmiştir. Ağır donanımlı Osmanlı ordusu karşısında başarı gösteremeyeceğini anlayan Uzun Hasan, muhtemel bir çatışmayı önlemek için annesi Saray Hatun’u bazı adamları ile birlikte elçi heyeti olarak Fatih’e göndermiştir. Fatih Trabzon seferi müddetince Saray Hatun’u yanında tutmuştur.
Yassıçimen yaylasından Bayburt ovasına inen Osmanlı ordusu, buradan “Bulgar” dağına çıkarak iki kola ayrılmıştır. Mahmud Paşa, şehri batıdan kuşatmak ve kaledekilerin kaçmasını önlemek için Rumeli askerleriyle batı yönüne gönderilmiştir. Kendisi ise kapıkulları ve Anadolu ordusuyla, pek kullanılmayan sağ koldan bir yolu izleyerek doğu yönünden Trabzon üzerine yürümüştür. Mahmud Paşa komutasındaki kuvvetler Fatih’ten bir gün önce Trabzon’a inerek şehri kuşatmış, daha önce Trabzona gelen donanma ise şehri 28 günden beri abluka altına almıştı. Fatih’in Trabzon’a geldiğini gören David, Mahmud Paşa’nın göndermiş olduğu elçiler vasıtasıyla şehri teslim edeceğini bildirmiş, nitekim 15 Ağustos 1461’de şehir Osmanlılara geçmiştir.
Trabzın şehri fethedilince, Trabzon İmparatorluğu’na tabi Giresun’dan Hopa’ya kadar bütün yerleşim yerleri Osmanlılar’a katılmıştır. Bölge sancak olarak teşkilatlandırılmıştır. Torul ve Canca kaleleri ile havalisi (Kürtün’ün sahil kesimindeki yerleşim yerlerinin haricindeki yerler) 1479 tarihinde Rakkas Sinan Bey tarafından zapt edilerek Trabzon sancağının fethi tamamlanmıştır.
Fetihten Önce ve Sonra Türk Yerleşmesine Dair İzler
Trabzon’un fethiyle birlikte civar illerden ve Osmanlı Devleti sınırları dahilinde bulunan değişik bölgelerden çok sayıda Müslüman Türk nüfusu Trabzon sancağına yerleştirilmesinin yanında, çok sayıda hristiyan nüfus da bu bölgeden alınarak Rumeli’ye, İstanbul’a ve muhtelif bölgelere yerleştirildiği arşiv kayıtlarında açıkça görülmektedir.
Burada önemli olan hususlardan biri fetihten önce; bugünkü Çaykara ve Dernekpazarı ilçesi sınırları dahilinde ve bu yerleşim birimlerinin yakın çevresine Türk nüfusun yerleştiğine dair elde ne tür delillerin bulunduğu meselesidir. Bu konuyla ilgili olarak elimizde bulunan en önemli deliller; yer adları ve bölgede varlıklarını hala devam ettiren ailelerdir.
Trabzon sancağı dahilinde, özellikle Çaykara ve Dernekpazarı çevresinde ilk bozkır kültürünü yaşayan Proto-Türkler olarak kabul edilen Kimmerler’in burada yaşadıklarına dair delil; Çaykara’nın güneyinde yer alan Soğanlı geçidinin barı tarafına düşen dağların Kemer-Kimmerius (Ağarmış) dağları olarak adlandırılmasıdır. Yine Rize’nin doğusundaki Kemer köyü, kayası ve Pazar ilçesinin batısındaki Kemer Burnu, bölgedeki Kimmer varlığının diğer belgeleridir.
İskitlerin/Sakaların, Trabzon ve çevresine yerleştiklerine dair önemli bilgi; Skydises/İskit Dağı’nın Maçka ilçesinin güney doğusunda yer alan Kolat Dağı olmasıdır. Nitekim Heredot, İskitleri, Skolat/Kolat adıyla zikretmektedir. Kolatlara dağ isminin yanı sıra bölgede Kolat, Kolatoğulları adıyla anılan ailelere rastlanması ve Yusufeli’nin Barhal köyünde Kolatet (Kolat Yurdu) adıyla bir mahalle ile Trabzon ili dahilinde Saka soyadının bulunması Sakaların/İskitlerin bölgedeki varlığının bir delili olarak düşünülmektedir.
Bulgar Türklerinin bölgede yaşadıklarına dair önemli bulgulardan biri 1554 tarihli arşiv kayıtlarında Torul kazasında gayr-i Müslim Bulgar ailelerin yaşamasıdır. İkincisi de Bayburt ile Trabzon arasında bulunan ve Fatih’in yaya olarak aştığı Bulgar Dağı (Bugünkü Kemer Dağları)’dır. Yine Trabzon ile Rize arasında Çengel Dağı, of ile Bayburt arasındaki sarp ve dağlık bölgeye Çengelistan adı verilmesi, yöreye Bulgar cemaatlerine ismini vermiş olan Çenge oymağının yerleştiğinin bir göstergesi olduğu düşünülmektedir. Yine Maçka’daki Aşağı ve Yukarı Hortokop köylerinin Bulgar Türkleri’nin Hortu adlı oymağından geldiği tahmin edilmektedir.
1486 ila 1583 yılları arasındaki tahrir kayıtlarında yer alan Of kazasına tabi aşağıdaki köyler dikkat çekmektedir: Gorgara nam-ı diğer Paçan (Bacan), Kondu, Çıfaruska nam-ı diğer Balaban, Devaser nam-ı diğer Öküzlü, Uzuntarla, Hanlut nam-ı diğer Eğridere, İşkane nam-ı diğer Yarakar, Polyale (Bolyale) nam-ı diğer İşkane adlı köylerin adı Türkçedir.Paçan (Bacan) adlı köyler Peçenek ya da Kuman Türkleri ile ilgili olmalıdır. Nitekim Oğuz Han’ın kardeşinin adı Bacanak yani Peçenek idi. Peçenek boy adının menşeinin bacanak kelimesi olduğu ve ayrıca Peçenek Türkleri uruglarının reisleri arasında Mayçan (Bafcan) adlı birinin bulunduğu bilinmektedir. Yine Kuman Türkleri arasında “Beçene” adlı bir urug (oymak) bulunmaktaydı. Rasonyi, Kumanlar arasında Berendi ve Beçenek adlı oymakların bulunmasını, bunların Kumanlaşmış ve dolayısıyla Kıpçaklaşmış cüzleri olduğu şeklnde açıklamaktadır. Ayrıca Kumanlar’ın Baçman adıyla bir komutanları vardı. Faruk Sümer’in belirttiğine göre, İran’daki bir Türk oymağının adı Bacmanlu (Bajmanlu) idi. Of’a bağlı olan Çıfaruksa köyü timar sistemi içinde iki bölüme ayrılmış ve bu iki bölümlerden birinin diğer adı Balaban, diğerlerinin ki de Balaban-ı Küçük’tü. Ayrıca Of sınırları dahilinde Balaban adlı bir dere bulunmaktaydı. Balaban bir Türk oymağının adıdır. Aynı zamanda Balaban, Kuman Türkleri’ne ait bir isimdi. Kayıtlarda, Ahlat Şahı olarak geçen Balaban ve gençliğinde Delhi’ye giderek burada sultan olan Kuman (Kıpçak) Türkleri’nden Balaban’ın varlığı, bu ismin Türklerde ad olduğunu ispatlamaktadır. Öküzlü adı Türkçe’de bir obanın ve bir cemaatin adıdır. Nitekim Yomut oymağının Şeref Cunı kolunun Hive’de bulunan bir obasının ad Öküz idi. Yine Anadolu’da bulunan Yörükan taifesinin bir cemaatinin adı da Öküz olduğu görülmektedir. İşkane, İşkane nam-ı diğer Yarakar ve Bolyale (Polyale) nam-ı diğer İşkane adlı köylerin de, Türkistan’da Oğuz Türkleri tarafından kurulan İşkan şehri ile ilgili olmaları muhtemeldir.
1618 tarihli arşiv kayıtlarında Of kazasına tabi Komanit (Kumludere), Kancı (Sarıbey) adlı köylerin yanında, günümüzde de yörede Kanlıdağ, Kanlıyatak Tepesi (Çaykara), Salmata Deresi, Şekersu (Sakarsu) yaylası (Çaykara) yer isimleri ve Kanlıoğlu lakabının varlığı Kuman/Kıpçak yerleşmesinin örnekleridir. Yine Hayrat’a bağlı Hanlut (Dağönü) köyünün bir mahallesinin adı Cordanlı, Barış köyünün eski adı Komarit’tir. Cordan/Yortan’ın ve Kuman’ın birer Kuman boyu oldukları bilinen bir husustur.
Kumanların Of-Çaykara bölgesindeki varlığını ortaya koyan en önemli delillerden biri de bugün bile kullanılan sülale ve aile isimleridir. Nitekim Of’a bağlı Hastikoz (Aşağı Kışlacık) köyü ile Hayrat’a bağlı Hanlut (Dağönü) köyünün Cordanlı mahallesinde Cordanlar ailesi vardır. Yine Çaykara’ya bağlı Şur (Şahinkaya) köyünde şimdi soyadları “İşçi” olan Cordanlar olup, bunlardan bir kısmı Hatay’ın Kırıkhan ilçesine yerleşmiştir. Yine Çaykara’nın Çamlıbel köyünde Cordanoğulları adıyla anılan aileler bulunmaktadır.
Cordanlar’ın dışında bölgede Kuman izlerini ortaya koyan diğer kalabalık aileler de başta Saraloğulları, Şişmanoğlu, Demircioğlu, Konguroğlu, Uzunoğlu gibi soy isimleri taşıyan ailelerdir. Bunların dışında Kuman özel adlarını taşıyan Ayaz, Balaban/Balabanoğlu, Balta, Barkan, Boğa, Çakan, Çora, Kaba/Kabaoğlu, Kaban, Kaçmaz, Kara, Karaca, Karaduman, Kepenek, Koç, Koçali, Koçkar, Kolbas, Kumandaş, Külünk, Tepret, Tolun, Toruntay, Ulaş, Yula soyadlı ailelerin bulunduğunu belirtmek gerekmektedir. Çaykara ve Dernekpazar’nda Cuman/Kuman soyadlı aileler yanında çok sayıda Kuman özel adını taşıyan ailelere rastlanmaktadır. Nitekim Çaykara ilçesine bağlı Eğridere (Gorgoras) köyündeki Dumanoğulları, Hunbaloğulları, Koçakoğulları (bu sülale bugün Koca, Koçak ve Kurşunoğlu soyadlarını taşımaktadır) ve Sarıoğulları’nın Kuman Türkleri’nden olduğu belirtilmektedir.
Kuman Türkleri’nin bölgedeki önemli diğer izlerinden biri de kemençedir. Nitekim Kuman Türkleri’nde Kemençe bir musiki aletinin adıdır. Yine Trabzon bölgesinde oynanan horon çeşitlerinden “düz horon”un, Gökoğuz (Gagauz) Türklerinde de “düz horu” adıyla oynandığı anlaşılmaktadır.
Yer isimlerinden hareketle bölgede Hunlar’ın izlerine rastlandığı gibi, Peçenekler arasında da mevcut olan, ancak Uz (Oğuz) menşeli olan Maklar’a da tesadüf edilmektedir. Çaykara’nın Soğanlı (Aşağı Hopşera) köyünün bir mahallesi Makdanos’tur. Dernekpazarı ilçesi köylerinden olan Ormancık (eski adı Makdanos) ile Of’a bağlı Kırınta Makidanos (Dağalan), Baltacı Makdanoz, Alanomakot, Hayrat’a tabi Maki (Dereyurt), Maklifteryalı (Pınarca), Makitoromanlı (Taflancık) köyleri ve Maki Deresi’nin Maklarla ilgisi olduğu belirtilmektedir. Of’un diğer bir adının da “Oğuz” olması dikkat çekmektedir.
Of’a bağlı Hazerkozan (İkidere) köyü ile İşkenaz/Aşkenaz (Kirazköy) köylerinin Hazar Türkleri ile ilişkisi olduğu kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca Of, Sürmene ve Dernekpazarı’ndaki bazı eski köy camilerinde ve konaklarda Yahudilerce kutsal kabul edilen yedi kollu şamdan ve Davut yıldızı sembolleriyle yapılan süslemeler Hazar Türkleri’nin bölgedeki izleri olarak düşünülmektedir.

*kaynak:Geçmişten Geleceğe ÇAYKARA DERNEKPAZARI (17-25 sayfalar)
(çaykara ve dernek pazarı kültür yardimlaşma cemiyeti yayınıdır.)