anasayfa


KARDEŞ SİTELER

ATAKÖY.BİZ– çaykarafm– Yeşil Alan Köyü Şahinkaya Köyü Uzuntarla Köyü

forumçaykara– Köknar Köyü Kabataş KöyüEğridere Köyü

Taşören KöyüUlucami Köyü Taşkıran Köyü – ZAGUDA.TR.GG;

BU GÜNÜN HABERLERİ


Neşeniz bol olsun
Adamın biri tavuk yetiştirmeye karar vermiş. Civciv almış, saksıya ekmiş… Ertesi sabah “Büyüdü mü acaba” diye baktığında bir de görmüş ki, civciv ölü… Komşuya danışmış. Komşu demiş ki, “Kardeşim, delirdin mi sen, civcivi komple gömmüşsün, ölür tabii, sadece ayaklarını gömeceksin, öyle sulayacaksın…” Bizimki komşuyu dinlemiş, gitmiş yeni bir civciv almış, ayaklarından gömmüş, kafa dışarda, sulamış… Ertesi sabah “Büyüdü mü acaba” diye baktığında bir de görmüş ki, civciv ölü… “İyisi mi” demiş, “bilim adamlarına danışayım…” Oturmuş, üniversiteye mektup yazmış, ne yaptığını tek tek anlatarak, “durum böyle böyle” demiş… Üç gün sonra üniversiteden cevap gelmiş: “Saksının toprağını gönderin, tahlil yapalım!

 








Yorum yok »

Zaguda

ZAGUDA

Yerel anlamda kullanılan bir sözcük.T.D.K. büyük sözlükte

Yer almıyor.Ancak TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZLARI SÖZLÜĞÜ’nde

Aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:ZAGODA:Salamura yapılmış yeşil zeytin. [ Derleme Sözlüğü c: 11 ]-Samsun
Ünye -Ordu *Akçaabat köyleri -Trabzon
-Erzurum
 [ZAGUDA:(I)]Salamura yapılmış yeşil zeytin ( Derleme Sözlüğü c: 11 )Bartın -Zonguldak
Tirebolu -Giresun
 
[ZAĞUDA] :Salamura yapılmış yeşil zeytin ( Derleme Sözlüğü c: 11 )
-Erzurumzaguda (II)Soğanın küçüğü. [ Derleme Sözlüğü c: 11 ]
-Erzurum [ZAKODA]: Salamura yapılmış yeşil zeytin ( Derleme Sözlüğü c: 11 )
-Trabzon 
[ZAKUDA]: Salamura yapılmış yeşil zeytin ( Derleme Sözlüğü c: 11 )
-Trabzon ve çevresi [ZAKUTA]: Salamura yapılmış yeşil zeytin ( Derleme Sözlüğü c: 11 )
-Isparta
İlçemiz Çaykara yöresinde yaylalarımızda ve Erzurum’un bazı bölgelerinde yetişen yabani soğanın adıdır.Normal yeşil soğana göre daha ince yapıdadır.Genelde toprak üzerindeki yeşil kısmından yararlanılır.Kısa doğranarak kurutulur.Başta fasulye turşusu olmak üzereçeşitli yöresel yemeklerimizin kavrulmasında kullanılır.Çok hoşa gidenkokusu ve tadı vardır.Aynı isimle anılan SALAMURA YAPILMIŞ YEŞİL ZEYTİN isedaha çok sahil kentlerimizde yemeklerde,sofralarda yer alır. Aşağıdaki

örnek bunlardan birtanesidir:


yemek1.jpg
                Zagudalı Mısır Ekmeği

 Malzemeler · 4 yumurta · 1/2 su bardağı zeytinyağı · 1 su bardağı süt · 1,5 su bardağı un · 1,5 su bardağı mısır unu · 1 su bardağı dolusu çekirdeği çıkarılıp, 2 ye bölünmüş yeşil zeytin · 1 tatlı kaşığı karbonat · 1 tatlı kaşığı tuz · 1 tatlı kaşığı kuru nane (kuru nane yerine taze nane ve dereotu da kullanabilirsiniz) · 1 tatlı kaşığı kırmızı pul biberHazırlanışı Derin bir kase içerisinde yumurtalar mikserle iyice çırpılır. Zeytinyağı ve süt eklenerek karıştırın. Tuz, karbonat ve unlar bir kap içinde elenir ve yavaş yavaş sütlü karışıma eklenir. Mikserin hamur karıştırma aparatıyla pütürsüz bir hamur elde edene kadar karıştırılır. Zeytinler, nane veya dereotu eklenir ve kaşıkla karıştırlır. Hamur yağlanmış kek kalıbına veya küçük muffin kalıplarına dökülür. Üzerine bir tutam nane ve kırmızı biber serpilir ve önceden ısıtılmış fırında 35-45 dk kadar 180 derecede pişirilir. Pişip pişmediğini anlamak için, bir kürdan pişirme süresi sonunda keke batırılır eğer kürdan kuru çıkarsa, fırından alınır ve ılık olarak servis yapılır.                      ..(Yemek resmi ve tarifi:Feyhan Sönmez)………

Yorum yok »

Kredi Kartları

Ne anlama geliyormuş!…

kredi-karti.jpg
Hesap kesim tarihi:
Bankacıların, “Bu aylık bu kadar yeter, Allah bereket versin. Önümüzdeki
ay giydirmeye devam ederiz” şeklinde düşünerek ellerini ovuşturdukları
gün.

* Son ödeme tarihi:
Kartı veren bankacıların ödeme yapılmaması duasını yaptıkları en son
gün. Yağmur duası çiftçi için ne anlama geliyorsa, ilgili dua da bankacı
esnafı için aynı oranda manalıdır.

* Toplam harcama tutarı:
Kimin kimi harcadığı tartışma konusudur. Toplam harcama miktarı ne kadar
artmışsa, bankanın mudisini harcamasına o kadar yaklaşılmış demektir
aslında.

* Asgari ödeme tutarı:
Kartı veren bankanın gel gel yapma hali. Bankanın mudisinin düzenli
gelirine ortak olma durumu. Asgari tutarı ödeyerek borcun biteceğini
sanan
saflara yönelik katakulli. “Mudi, ne kadar ödeme yaparsa borcu bitmez?”
formülüyle hesaplanmış miktar.

* Kredi kartı limiti:
Kart sahibine girebilecek maksimum kazık miktarı.

* Limit aşım ücreti:
Yolunmakta çok ısrar eden, aşırı kaşınanlardan seve seve alınan ekstra
kaşıma ücreti.

* Gecikme faizi:
Bankacı esnafının geçim kapısı. Kart sahibi bankanın NBA tabiriyle
double- double yapma hali.

* Hesap ekstresi:
Ayrıntılı yolunma belgesi.

* Kredi kartı kullanım ücreti:
Plastik kart kirası. Kart santimetrekare olarak ölçülür, rayiç bedelle
çarpılarak elde edilir. Yılda 1 kez alınır. Lüks semtteki bir evin
kirasının metrekare değeri, plastik kartın metrekaresiyle aynıdır.
Şaşırtıcı ama gerçek.

* Son geçerlilik tarihi:
Yeni kartın postadan çıkacağı son gün.

* Kredi kartı numarası:
Olası kredi kartı mağdurlarını birbirinden ayırdetmeye yarayan sayısal
değer. Maksat icraya vermek kolay olsun. Adamı elinle koymuş gibi bul…

* Chippara, bonus, milpuan:
Formatı farklı sus payı. “Müşteriyi fazla sağmışız” düşüncesiyle
dağıtılan devede kulak geydirme iadesi.

*Nakit avans: Tefeci yerine bank iadan çeklen merhamet içermeyen borç

Yorum yok »

Ders

                              DERS 1:

Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu almış olarak kabinden çıkmaktadır ki, kapının zili çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak bir tartışma sonrasında kadın pes eder. Üzerine bir havlu alarak merdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar. Gelen eşinin arkadaşı x’tir.Kadın daha selam veremeden x “havlunuzu üzerinizden yere düşürürseniz size anında 300 Euro veririm” der.Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak havlunun düşmesini sağlar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:“Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal” der.Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiği heyecan ve alacağı para ile yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir duraksamadan sonra kabul eder.Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş olduğu ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner.Hala duşta olan eşi ona kimin geldiğini sorar. “Arkadaşın x” diye cevap verir kadın.“Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro’yu getireceğini söylemişti, onu getirdi o zaman.”  

                                                                                                                                                                                        1. hikayeden çıkartılacak ders :                        Eğer bir ekipte çalışıyorsanız bilgiyi saklamayın, paylaşın. Karar mekanızmasında belirleyici olabilir. Böylece yanlış anlaşılmaların ve dışarıya karşı kötü duruma düşmenin önüne geçebilirsiniz.

  Ders 2:                                                                                           Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur ve kiliseye kadar onunla gelmek isteyip istemediğini sorar. Kadın arabaya biner ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar.Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süre için aracın kontrolünü kaybeder. Aracı tekrar kontrol altına aldıktan sonra sağ elini rahibenin bacağı üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve şöyle der : “Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?”Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini sıralar.soru ile karşılık verir : “Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?”Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar dokunur vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve “afedersin kardeşim, insanoğlu zayıf düşebiliyor” der.Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin, ancak çok manalı bir bakış fırlatarak kaybolur.Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak 129. ayeti açar okumak için129. ayet şöyle demektedir : İleriye gidiniz, daha yukarlarda arayınız. Orada güzellikler bulacaksınız.  

                                              2. hikayeden çıkartılacak ders :Görev alanınızla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde fırsatları kaçırabilirsiniz.                                                          3.   Ders                                                                                                                                                                  Pazarlamacı, şef sekreter ve personel müdürü bir öğlen paydosunda lokantaya doğru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayı ovarlar ve gerçekten de lambadan cin çıkar.“Aslında kişiye 3 dilek hakkı veriyorum ama sizler üç kişi olduğunuz için hepinizin birer dileğini gerçek yapacağım” der cin.Şef sekreter arsızca atılarak “önce ben” diyerek sıranın önüne yerleşir.“Bahamalarda, muhteşem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatıma girmesin” diye dileğini ifade eder..Ve hoop, ortadan kaybolur.Şimdi de pazarlamacı atılır ve “şimdi sıra bende” der.“Hayallerimdeki kadınla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum” der ve hoop, o da ortadan kaybolur.“Şimdi sıra sende” der cin Personel Müdürüne.“İkisini de öğleden sonra işlerinin başında görmek istiyorum” der personel müdürü.                                                                                                                                                                            3. hikayeden çıkartılacak ders :Üstünüz olan birinin her zaman için önce konuşmasına izin verin(Alıntıdır)

Yorum yok »

Müzik Nedir

MÜZİK NEDİR

Müzik en genel tanımı ile sesin biçim ve devinim kazanmış hâlidir. Biçim ve devinim içeren bir ses oluşumunun müzik olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması da beklenmektedir. Tarihsel dönem, bölge, kültür ve kişisel beğenilere bağımlı olarak ele aldığında müzik teriminin tanımı önemli farklılık gösterebilmektedir. Özellikle 20. yüzyıl çağdaş Batı müziğinde ortaya çıkan çok farklı müzik akımları, ortak bir tanımı büyük ölçüde zorlaştırmaktadır. Bunun ötesinde, gittikçe daha fazla insanın erişme olanağı bulduğu farklı kültürlere ait yerel müzikler de bu tanımlama zorluğunu arttırmaktadır.

Tüm bu sebeplerden dolayı, müziğin tek bir tanımla açıklanması yerine farklı açılardan (sosyolojik, psikolojik, akustik, politik vb.) yapılan birden fazla tanımla açıklanması yaygınlık kazanmıştır. Bir sosyoloğun müziğe olan yaklaşımıyla, bir akustik fizikçinin yaklaşımı arasında gerek tanım, gerek metodolojik olarak büyük farklılık vardır. Tüm bu yaklaşımlar müzikologlar ve müzik teorisyenleri tarafından araştırılır ve değerlendirilir.

Özellikler

Temel olarak dört ana unsurdan oluşur: Diklik, yoğunluk, süre ve tını.

Diklik, bir sesin ne kadar ‘tiz’ ya da ‘pes’ olduğunu ifade eder. Örneğin her nota ismi (Do, re, mi) farklı bir dikliğe sahiptir. Aynı nota isimleri de hangi oktavda bulunduklarına bağlı olarak farklı diklikleri hangi edebilirler. Akustik olarak birimi frekanstır.

Yoğunluk, bir sesin gürlüğünü ifade eder. Müzikte nüans olarak da kullanılır (forte, piano, fortessimo vb). Akustik olarak birimi desibeldir.

Süre, bir sesin ne kadar sürdüğünü ifade eder. Müzikte ikinin katları biçiminde ifade edilir (birlik, ikilik, dörtlük, sekizlik) ancak nota değerlerinin yanlarına konan noktalar sürenin kendi değerinin yarısı kadar daha uzamasını sağlar.

Tını, bir sesin rengini ifade eder. Örneğin aynı oktavda aynı notayı aynı yoğunlukta ve aynı uzunlukta çalan bir kemanla bir flüt arasındaki fark tını farkıdır. Dört özellik içinde en karmaşık olan özellik budur. Akustik olarak tını, sesin doğuşkan (harmonik) yapısına bağlı olarak değişir.

Müzik konusunda en büyük sıkıntı, müziğin bilimsel yönleriyle yeteri kadar tanıtılamamasıdır. İnsanların günlük hayatta bile sürekli iç içe oldukları bu olguya bilimsel yaklaşmak faydalı olabilir

Müziğin tanımıyla ilgili şu görüşler vardır :

Kelimelerle anlatılamayan duygu ve düşüncelerin seslerle anlatılması sanatıdır. Müzik; duygu, düşünce, izlenim ve tasarımları ve başka gerçeklerin de katkısıyla belli durum, olgu ve olayları, belli bir amaç ve yöntemle, belirli bir güzellik anlayışına göre birleştirerek, biçimlendirilmiş seslerle işleyerek anlatan estetik bir bütündür. Herkesin anlaya bildiği ve anlayabileceği yegane dildir.

Eski Yunan Felsefesinde müziğin etkisi yoğun olarak görülür. Nitekim;

Musiki-musika-muzika-müzik kelimeleri Yunanca kökenlidir.

Yunan alfabesinde m-o-u-s-a harfleriyle yazılan ve musa diye okunan peri anlamındaki kelimenin sonuna gelen –ike veya –ika takısı, o kelimeye konuşulan dil anlamını kazandırır; Elenika (Yunanca), Turkika (Türkçe), İtalika (İtalyanca) örneklerinde olduğu gibi…

Musa’ya eklenen –ike takısı, peri kelimesine de perilerin konuştuğu dil anlamını verir.( ta musiké )

Mûsikiye daha sonraları toplumumuzda İslâmi terimle meleklerin dili denilmiştir.(Elest bezmi’nin avazesi)

.Bu durum, müziğe eski çağlardan itibaren batıda da doğuda da tanrısal özellikler atfedildiğini gösterir.

Müzik; hem bir sanat hem de bir bilimdir. Duygusal olarak algılanışının yanı sıra akıl ile de kavranabilir. Bu özelliği ile bireyin ve toplumun duyuş ve biliş açısından durumunu belirlediği gibi, gelişim ve değişimini de sağlayan organik bir yapıdır. Sesin en güzel şekli müzik ile dile gelir. Resim, renklerin birleşmesinden; şiir, kelimelerin kaynaşmasından nasıl oluşuyorsa; müzik de seslerin, duygu, düşünce ve heyecanımızı anlatmak üzere belli bir estetik anlayışına göre seçilip işlenmesinden oluşmaktadır.

Bilimsel Müziğin Eğitime Etkisi

Bireylerin eğitimsel sürecinde de müzik önemli yer tutmakta, duyuşsal ve bilişsel yönden geliştirmektedir. Doğumdan itibaren insanlar duyuş yeteneği kazanmakta, çevrede var olan sesleri belleğine yerleştirmektedir. Müzik, özellikle ilköğretim döneminde çocuklara bilimsel olarak kazandırılmalı ve duygu dünyalarına düzenli olarak yerleştirilmelidir. Gelişme; organizmanın büyüme, olgunlaşma ve öğrenmenin etkileşimiyle sürekli olarak ilerleme kaydeden değişmesidir. Gelişme, ürün olarak ele alındığında gelişim bu ürünün süreç yönü ile tanımlanabilir. Gelişim, organizmanın var olmasından başlayarak bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal yönden belli koşulları olan ve en son aşamasına ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimidir. Gelişme, olgunlaşma ve öğrenme etkileşimlerinin bir ürünüdür. Gelişim ise süreçtir. Olgunlaşma ve öğrenme olmadan gelişim sağlanamaz.

İnsanların olgunlaşmasında müzik önemli yer tutmaktadır. Çocukların, okul yaşantısıyla da desteklenen müziksel yaşantıları kendilerini müziksel işitme, müziksel söyleme, müziksel çalma ve müziksel beğeni davranışlarıyla boyutlandırmaktadır.

Müzik hayatın içerisinde var olan ve dinamik bir yapı gibi sürekli gelişen bir olgudur. Bizler, çocuklarımızı Müzik ile erken yaşlarda tanıştırmalı ve mümkün olduğunca Müziğin insan yaşamanın ayrılmaz bir parçası olduğunu unutmamalıyız.

Teknolojinin müziğe etkileri

Müzik Kayıt Sistemleri

Son yıllarda müzik kaydı için oluşturulan stüdyolarda büyük değişimler yaşandı. İlk müzik kayıt aleti, olan Phonoautograph, 1857 yılında Leon Scott tarafından bulundu. Alexander Graham Bell, 1874′te Phonautograph ile çıkageldi. Bu makine insan kulağının sesleri duyma yönteminin taklit edilmesiyle yapılmıştı. 1887′nin sonuna doğru, Edison Phonograph’ı icad etti. 1886′daysa Phonograph’ı geliştirerek Graphophone’u ortaya çıkardı. 1924′te, insanlar mekanik kayıt araçları yerine Western Electric Company’nin yeni teknolojisini kullanarak yeni kayıt cihazları yaptılar. Bunlar, sesi daha gür ve cızırtısız kaydedebiliyorlardı. Bugünlerde kullanılan manyetik kayıt, 1990′de Valdemar Pousen tarafından ortaya çıkarıldı. Telgraphone da bu yeni sistemin ilk çocuğuydu. 1930′ların sonuna doğru, çok uzun kayıtlar yapabilen ve çoğu koşulda çalışabilen Magnetophone, kayıtddfd aletleri piyasasını ele geçirdi. Bu icadlar, kaydedilen müziğin niteliğini ve niceliğini daha iyi kılıyordu

Ses Depolama Ortamları

İlk ortaya çıkan ses depoları, anolog depolama aygıtlarıydı. İlk başta Fonograf olarak ortaya çıkmışlar ve sonra manyetik kullanılarak üretilmişlerdir. Sonra ortaya dijital depolar çıkmıştır. Dijital depolama aygıtları da iki şekilde çalışıyordu: Optik ve manyetik. Bu yeni ses depoları, sadece boy küçülterek kullanım kolaylığı sağlamamış, aynı zamanda müziğin paylaşımına yardımcı olmuştur.

Digital sistem genel bakışta iyi gözükebilir ama asıl olan analog sistemdir müzik sonuçta bir iletim sistemine ihtiyaç duyar,ne dir bu plak,kaset,cd vb…kayıt edilen müzik enstrumanları en doğal biçimde duyurmak esastır.digital teknoloji kullanılan makinalara göre değişiklik sağlar ama analog teknoloji buna izin vermez daha istikrarlıdır.

(Alıntıdır)

Yorum yok »

Yerel Deyim ve Sözler

Yerel Deyim ve Sözler

• Acele giden ecele gider.
• Aç ayu oynamaz.
• Aç adama yedi yorgan örttiler uyuyamadi.
• Açuk boğaz aç kalmaz.
• Adama fesini ters giydirmek.
• Adam olacak çecuk pokindan belli olur.
• Adamın yere bakanindan kork.
• Adun çikacağine canun çiksun.
• Afkuran köpek ehtiyarlamaz.
• Ağa bir gelin aldi, belayı satın aldi.
• Ağaç yikilmamiş, yeri pelli etmez!
• Ağ (kiç) islanmadan baluk tutulmaz.
• Ağır ayak olmak
• Ağır ol batman gelesun
• Agır baş eyidur, rüzgar eserse almaz!
• Ağzı daha süt kokayur.
• Ahiret sualina tutmak
• Akşamdan çalma ki sabahtan korkma
• Akli olmayan çavuşlar töner bo..ni avuçlar.
• Akli bir karış havada dolanmak.
• Aklima gelen başuma gelur.
• Aklum keser olsaydi kafam tuğdi (örs) olurdi.
• Akşamun işini sabaha pirakma.
• Akşam güneşi güzele vurur.
• Aleme muhtaç olma işini kendun pecer.
• Allah boy verdi, kapti/koyverdi.
• Allah dağina göre fırtuna verur.
• Allah’a bir can borcum var.
• Alanla satan pilur, kel ile yatan pilur.
• Alur ağırdan, kuşağu lahurdan.
• Alni delinmek.
• Altundur kasesi kadifeden kesesi.
• Anam olsun ağzi olmasun, pobam olsun eve gelmesun.
• Anan eldi mi poban başka köylü olur.
• Anasına pak kizini al.
• Arkasi açılmak
• Armudun iyisini ayular yer.
• Arpa ektum lazut bitti, yazuk emeklerim yitti.
• Arumdan yere girdum.
• At kaçti, torpa düşti.
• Ateş tüştüği yeri yakar.
• Ateşun zorini kazan pilur.
• Attan tuşen elmez, eşekten tuşen elur.
• Ati kişneten sahibidur.
• Ayağı uğurlu gelmek.
• Ayağuni sicak tut, başuni serin, düşünma derin derin.
• Ayağuni yorganina göre uzat.
• Ayağun sığmayacaği yere paş girmez.
• Ayuya tediler kalk eyle horon, kalkti yikti tünyayi.
• Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz.
• Aza koyayirum almayi, çoğa koyayirum tolmayi.
• Azini pilmeyen çoğuni pilmez.
• Paluk paştan kokar.
• Başundan beyük işlere girişmek.
• Başı darda olmak.
• Başında çamlar bitmek.
• Başına yıldırım inmek.
• Beleşe konmak.
• Beleşe bayılmak.
• Ben köpeğe emrederum, köpek kuyruğina.
• Bezir yağı kabinda bal olmaz.
• Bir baltaya sap olmamak.
• Bir eli yağda bir eli balda.
• Bir beynemazın yedi köye zarari var.
• Bizum eşek bu avazdan geberdi.
• Bir yaşına daha basmak.
• Burni bir karış havada olmak.
• Buyurun cenaze nemazina.
• Burninun dikine gitmek.
• Burnina b.k almak.
• Buyuran ile osuran yorulmaz.
• Büyük lokma ye , büyük söz söyleme.
• Cami duvarına işemek.
• Cami avlusunda kalmak.
• Can çıkar, huy çıkmaz.
• Can teslim olmak.
• Cendek gibi olmak.
• Ceviz ablağı gibi olmak.
• Ciğerini sökmek.
• Cin çüfut olmak.
• Cin olup adam çarpmak.
• Cin çalar çingan oynar.
• Çakı gibi olmak.
• Çecuklan girma yola,olur paşuna pela!
• Çecuğe iş buyur, kendun peşunden kit.
• Çerkez gelini gibi dolanmak.
• Çirkin ile bal yema , güzel ile taş taşı.
• Çisa (kuş) körduği tane pitmez.
• Çok ebeler çecuk poğar.
• Çok kezen çok oğrenur.
• Çulu çaputu toplamak.
• Daha neler neler!
• Daha tavuklar yatmadi.
• Deduğu deduk, çalduği düdük.
• Deli içun her gün bayram.
• Deli dana gibi dolanmak.
• Demir’un köpeği gibi ortalikta dolaşmak.
• Denize kum ben de para, çırayı yak metelik ara.
• Denize düşen yilana sarulur.
• Dereyi taşlamak.
• Dinsuzun hakkundan imansuz gelur.
• Doğduğina pişman etmek.
• Domuz gibi bir hereze düşmek
• Döğme tastan su içmez.
• Dostun, yüzer postun.
• Düğününde elekle su taşımak.
• Düşersen, bir avuç toprakla kalk
• Düşun taşun b.ktur işun.
• E kizum sağa derum e kelinum sen işit.
• Eden bulur.
• El eli yikar.
• El eliyle ilan tut, yarısını yalan tut.
• Ele güne muhtaç olmak
• Elde avuçta yok.
• Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.
• Elma eşşeğum elma, yonca biter da yersun.
• Elleri feli feli olmak.
• Elun atina pinen tez iner.
• Elun maliyle haşomatluk etma.
• Elüm elüm, hırlamaya ne borcum var.
• Elüsi olan birgün, telisi olan hergün ağlar.
• Elüyi çok yıkarsan ya os… ya si.ar.!
• Eski tüşman tost olmaz.
• Eşek tağda geberur, zarari eve kelur.
• Eşek haçan kervan paşi olur, atlar yari yoldan töner.
• Eşeği türten os…na katlanur.
• Eşek tüyüni teğişturur, huyuni teğişturmaz.
• Ettun bir heyir, tut paçağuni ayir.
• Evladun yüzüni güldüren anadur.
• Ey malum ! verup da mi kötü olayim, vermeyipta mi..?
• Eyi adam sozinun üstüne kelur.
• Eyi adamdan doyilmaz !
• Eyi at yemini artturur.
• Ev üstüne ev olmaz.
• Fazla mal göz çıkarmaz.
• Feleğun çemberinden geçmek.
• Feli feli doğranmak.
• Feneri yolda söndürmek.
• Fesi başından uçmak.
• Finduk kabuğunu doldurmak.
• Firildak gibi dönmek.
• Gece kuşi olmak.
• Gelin ata bindi, ya kısmet dedi.
• Gelin gibi dolanmak.
• Gençluğine doymamak.
• Göze gelmek.
• Gözünü dört açmak.
• Gün yüzü görmemek.
• Günü güne eklemek.
• Götü Holaysa’dan görünmek.
• Ha Hasan kadı, ha kadı Hasan.
• Haçan naçar kalursun tulkari da alursun.!
• Halun olmadi mi malun da yok.
• Hanım hanım oturmak.
• Hastaya yatak sorilmaz.
• Haticeye değil, neticeye bak.
• Hayhayum kitti vahvahım kaldi.
• Hemençesi koltuğunda dolaşmak.
• Her taşun altindan o çikar.
• Hersinden çatlamak.
• Hem 25 kuruş, hem şöför mahalli.
• Hınzırın munzurundan geçmek.
• Horosan’da tarlası var.
• Huylu huyundan vazgeçmez.
• Isıracak köpek dişini göstermez.
• İbriği değme (döğme bakırdan)
• İçi seni yakar tışi beni.
• İğnenun deluğinden geçmek.
• İki cami arasında beynemaz.
• İki kumanın eşyaları pi sanduğa sıhti, iki eltinun sıhmadi.
• İmanallah tolidur.
• İnce eğirur, sık tokur.
• İngiliz kumaşı gibi.
• İnsan kanatsuz kuştur.
• İpsuz sapsuz dolaşmak.
• İşkenaz’da yazlanmak.
• İt dirliği ile bey gibi yaşamak.
• İmam osuranda cemaat sıçar.
• İsterum da vermessun, çalarum da görmezsun.!
• İsteyenun pi yüzi kara, vermeyenun iki.!
• İşten artmaz tişten artar.
• Kaçanun anasi ağlamaz.
• Kalkacağum yere oturma!
• Kalkti rahmetli, oturdi korbakor.!
• Kakoşim mi olacaksun.
• Kahvesi Yemen’den gelur.
• Kapak felisi gibi dağılmak.
• Kapiya bağlanacak köpek teğil.
• Kar üstune yürur da izi pelli etmez.!
• Karamolla mi öldi.
• Karayemiş yaprakları ne zaman tüşer, pu iş olur.
• Kardaş kardaşa eyi rüya görmez.!
• Kardaş kardaşa minzi para ile.
• Kargaya sordiler: niye karardun? Halama kelin oldum da.
• Kari mali alçak kamaraya benzer.
• Karinca kanatlaninca elumine işarettir.
• Karipluk (özlem) fena şeydur.
• Karnun toymaduği yere açluğinu duyurma.
• Kart ağaç eğilmez.!
• Kaydani kildan ince.
• Kaynananun eyisi terin olur kuyusu.!
• Kayuşun köpeği gibi dolaşmak.
• Keçinun poynuzi kaşinince çopanun teğneğine sürünur.
• Kedi olalı bi siçan tuttun.
• Kedi toğurduği siçan tutar.!
• Kelepur olsun da kendir tohumu olsun!
• Kelun ilaci olsa kafasina sürer.
• Kelle kaçanin yerinde olmak.
• Kendir tarağından geçmek.
• Keskin sirke küpüne zarar verur.
• Kestane çikti kumuştan töndi bakti, “ha bu nerden çiktum” dedi.
• Keyfumun kahyasi değisun.
• Kırdığı ceviz kırkı aştı.
• Kırkinden sonra azani teneşur paklar.
• Kırk ceviz görmeden bi çumak atmaz.
• Kırk tövbeyi pir okudi.
• Kız halaya uşak tayiya penzer.
• Kimse ayranum karadur temez.
• Kimi su pulu içemez, kimi tereden geçemez.
• Kindiden sonra öten horozun kafasini keserler.
• Kirez yağı gibi erimek.
• Kocanun iki kaşuği varsa pirini kiracasun.
• Kofilara işemek.
• Komşinun tavuği komşiya kaz körinur.
• Konuştirur mangırı, yüksek olur hatıri.
• Kork abrilun beşinden, öküzü ayirur eşinden.
• Korza kalmak.
• Köpeği andun teğneği hazirla.
• Köpek haçan yaşlanur, olur kutrun maskarasi.
• Köpek yeduği kapida afkurur.
• Koyun çan tertinde, kasap et tertinde.
• Kökten ne yağdi da yer kabul etmedi.
• Köpeğun toğasi kabul olsa kökten kemuk yağardi.
• Köpeğun haturi yoksa sahibinin hatıri var.
• Köpek afkurmakla kocar.
• Köpeğun ayağuni taştan mi esirgedun.
• Köpek bakmaktan yaşlanır.
• Köpek köpeğun etini yemez.
• Köpek uzanamadığı ete mundar der.
• Köpek zorla ava kitmez.
• Kören köz kulağu istemez.
• Köti yere yakın olandan korkacasun.
• Köz körmeyinca könül katlanur.
• Külenin mali ağlayana heyir etmez.
• Kudi yuvarlandi kapağuni buldi.
• Kurbağa tedi: ağzum su tolidur konuşturmayun peni!
• Kurdini kırmak.
• Kutni yelek, ,ipek fistan üstüne.
• Kurinun sebebinden yaş da yanar.
• Kuri çamur tuvara tutmaz.
• Küçüğün (şubat) güneşinden fayda olmaz.
• Küni olana pişe olmaz.
• Küsun ortağı olmaz!
• Laf lafı, mangır kapıyı açar.
• Lafın harmanı olmaz.
• Lenger gibi yayılmak.
• Mal başa bela.
• Mart ayini aradan çikarmak.
• Mart danasi gibi diriklamak.
• Mart danasi gibi puçisetmek.
• Mart kapidan bakturur, kazma kürek yakturur.
• Maluni hirsiza teslim et!
• Mayıs b.ku gibi yayılmak.
• Meteliğe kurşun atmak.
• Muh kesti (soğuktan donmak)
• Meramın elinden hiç pişe kurtulmaz.
• Nallari tikti.
• Nemazda közi olmayanun ezanda kulaği olmaz.
• Nane limon
• Ne kodun elume, ne sureyim yuzune.
• Nebre gibi kıvırmak.
• Nerde peleş orda yerleş.
• Nereye kitersan oranun horomini oynayacasun.
• Ne şeytani kör ne ihlasi oku.
• Ne dağda tarlam var ne ayuylan kavgam var.
• Ne verursan elunlan o keleçek seninlan.
• Oküz eldi ortakluk pozuldi.
• Onu beşukteki cecuklere anlat.
• Ordek haçan şaşurur köt..en suya taldurur.!
• Ortak işun peli kıriktur.
• Ortaliği vayvelaya vermek.
• Öpmeyecek olan sorar:yanağun nerde?
• Oyina girenun göti islanur.
• Pabucu dama atılmak.
• Pahane kestaneye vururuk oynamaya. (kız-erkek kestane toplamaya gider ama maksat sevdalıktır)
• Pak anasini al danasini.
• Pal yeyen paldan usanur.
• Palas palandıras gelmek.
• Palahor gelini gibi dolanmak.
• Pana kümen edenun yandi kuskunderasi.
• Paşkasinun ipilan kuyiya inilmez.
• Para peşin kese meşin.
• Param yoktur evlensem, künüm tükenmez elsem.
• Paşuma tolanma urum kelini kibi.
• Bedağva sirke baldan tatludur.
• Pen her zaman kuymak yerdum tavayi yikayan olsa.
• Pen irimi kırimi vururdum.
• Pekle pekle yollari, kelmez gağurolari.
• Pen derum sağa er kişi olmam, sen sorarsun pağa kaç çecuğun var.
• Pen terum torunum yok, o ter dayimsun dayim.
• Pen tedum oni toğriluğina, sen koydun oni oğluğuna.
• Pesle kargayi oysun közuni.
• Peşukta giren teneşurde çikar.
• Peynir ekmek gibi.
• Pi pire içun yorgan yakar.
• Pi künun peyluğu peyluktur.
• Pilursun kötünun huyuni, ne içersun yahninun suyuni.
• Piri yer piri pakar, kıyamet ondan kopar.
• Pisiğun pacağini ilk kicede ayirurler.
• Pişmiş kelle gibi sırıtmak.
• Poğalmişun mali para etmez.
• Pok üstünden yemeği alır.
• Porç vermekle yol yürümekle piter.
• Porç yiğidun kamçisidur.
• Puzak peşine siğir çok para eder.
• Sabah yağdi işune, öğleden sora yağdi evune.
• Saçini çira etmek.
• Saği soli kolaçan etmek.
• Sağır sultan eşitti.
• Sakal deduğin tuydur, huy kene eski huydur.
• Sakalım yokki sozum dinlensun.
• Sanma devran bu devrandur.
• Sarandaris etmek.
• Sen Allahun kuli da ben Sadullahun kuli miyum.?
• Senun pildukleruni pen unuttum.
• Sen zot pen zot bakalum ata kim verur ot.
• Sessuz akan dereden kork.
• Siçan deluğe siğmaz, çihavel da peşinde.
• Siçandan doğan dağarcuk keser.
• Sırık gibi dikilmek.
• Sidiğun ilaç osa tenize işersun.
• Siğır pağilan gider.
• Sinek gibi vızıldamak.
• Sinek murdar teğil, mide polandurur.
• Soğanun yarisi tatli da yarisi aci olmaz.
• Soğuk tonsuz kezeyi.
• Sokma akıl yedi adim kider.o da akilliya köredur.
• Soradan görme ermeniden tönme.
• Söz peyuğun su kücuğun.
• Söz var halkun içinde söz var hulkum içinde.
• Sütten ağzi yanan, yoğurdi ofurerek yer.
• Surati beş kariş.
• Süluk gibi yapişmak.
• Suti pozuk olmak.
• Şeker suya düşmedi.
• Şerrinden korunmak.
• Şeytanin bacağuni kirmak.
• Şüpheli can cennete varmaz.
• Tatli til yilani teliğunden çikarur.
• Tabanlari yağlamak.
• Tahtasi noksan olmak./tahtasız.
• Taş taş üstüne koymamak.
• Tağ yanmiş da tağuşanun haberi olmamiş.
• Teli teliyi körince teğneğini saklar.
• Teli alacayi sever.
• Temirci odun küreğiylan kömulur.
• Teveciye hisim olan hanunun kapısini keniş tutacak.
• Til ıslak yeredur nereye olsa töner.
• Til maraz karışti, uşak pençereden uçti.
• Tişi kuş yuvayi yapar.
• Tost peni körsun da pi soğan kabuği osun.
• Topi attum yayi astum.
• Tökülen sut kabini tolturmaz.
• Tomuzdan bi kil koparmak kardur.
• Tünya yansa senun hasıruna almaz.
• Uçan kuşa borcu olmak.
• Unlar paşkasunun, sıçanlar toğuşur üstine.
• Unumi eledum, eleğumi astum.
• Urum kelini kibi dolanup durursun.
• Üşenenun oğli olmadi, olan da toğri olmadi.
• Uzun yolun azıği pol olur.
• Vecahati yerinde olmak.
• Ver peş kuruş söylet oni, ver on kuruş turturamazsun oni.
• Ya herro ya merro.
• Yalancinun yalani rezil eder filani.
• Yana yana kül olmak.
• Yatan elmez, yeten elür.
• Yatan eşeğe saman yok.
• Yel esmeyince yaprak salinmaz.
• Yemem teyen sofra kurutur, oturmam teyen minder çürutur.
• Yemeği olan eldi da ateşi olan elmedi.
• Yer yarıldi, yere girdi.
• Yerden yığma boylu.
• Yeyen pilmez kotaran pilur.
• Yeryüzü şeytani gibi dolanmak. (e şeydan)
• Yilduzlari bir gelmek.
• Yilan kirkan.
• Yoksun külerler seni, varsun tilden yerler seni.
• Yalanun biraz kuyruği olur.
• Yüksek nalın, aç karın; salın sevdiğim salın.
• Zemheride hiyar puldun da yemezsun.

Yorum yok »

Coğrafi Yapı

COĞRAFİ YAPI

f17.jpg

İlçemiz Karadeniz Bölgesinin doğu bölümü, Trabzon ilinin güneydoğusunda, 40,33- 40,55 kuzey enlemleri ile 40,15-40,30 doğu boylamları arasında yer alır. İlçenin doğusunda Rize ilinin İkizdere ilçesi, güneyinde Bayburt ili, batıda Sürmene ilçesi, kuzeyde Dernekpazar ilçesi kuzey doğusunda Of ilçesi ile çevrilmiştir. İlçenin yüzölçümü Orman Bölge Şefliğinin verilerine göre 63.700 hektardır( 637 km2). Nüfusu 1997 yılı nüfus sayımının sonucuna göre 27.590 kişidir. Km2′ ye düşen insan sayısı 46 kişidir.

Türkiye genel ortalamasında rakam 76 kişi olduğu düşünülürse ilçemiz, nüfus yoğunluğu bakımından Türkiye ortalamasının çok altındadır. Bunun en önemli nedenleri şöyle sıralanabilir.
Tarım alanlarının ve ürün çeşitliliğinin azlığı, sanayinin hiçbir kolunun bulunmaması, Eğitim ve Sağlık hizmetlerinin kısıtlı olması, ilçe nüfusunu sürekli göçe zorlamıştır.

yüzey şekilleri
İlçemiz, Kuzey Anadolu kıvrımları mezozoik (İkinci zaman)‘in tebeşir devrinde başlamıştır. Bu kısmın en fazla kıvrımı alt tebeşir tabakaları üzerinde az kıvrımlı, fakat aykırı bir tabakalaşma gösteren üst tebeşir tabakaları görülür. Ancak Alp-Himalaya dağ oluşumu olan III. Jeolojik zaman ilk dönemine rastlar. Bunların en önemli örnekleri Kemer- Soğanlı ve kuzey eklanları bu devrin yani Mezozoikin üst tebeşir devrine aittir. Bu yörelerdeki tortul kütleler killi, kumludur. İlçenin arazisi kayşa olayına çok müsaittir. Bunun sebebi volkanik kütlelerin Sistlive ve Marnlı kütleler üzerine, jeolojik zamanlarda toplanarak moloz yığıntılarının meydana gelmesidir. Bölgenin yağışlı oluşu moloz yığınlarının su geçirmez yerler üzerine oturması bazen bu yığıntılar dereler tarafından sürüklenmesine neden olur. Bu olaylar çok yağmurlu yıllarda oluşur. İlçe yöresinde en büyük sel felaketi 24 Temmuz 1929 yılında olmuştur. Bu felakette Ulucami, Şahinkaya, Aşağı ve Yukarı Kumlu, Çambaşı ve Taşlıgedik köyleri büyük ölçüde zarar görmüştür. Sonuç olarak Çaykara’nın arazisi II’inci jeolojik zamanın sonunda, III Jeolojik zamanda başlayan Alp-Himalaya Dağ oluşumu sırasında Kuzey Anadolu dağları ile oluşmuş genç kıvrım dağlarıdır.

İlçemiz genelde engebeli bir araziye sahiptir. Güneyde Trabzon-Rize dağlarının uzantısı olan Soğanlı dağları yer alır. Bu dağlar sarp geçit vermeyen üzerlerinde Eylül’e sarkan kalıcı buzulların olması, bu buzullar vadiden 800-900 m aşağıya sarkarak akarsuları beslerler. İlçe merkezini Bayburt iline bağlayan Soğanlı (Dağ Geçidi) vardır. Bu geçit Eylül ayının sonunda kar yağması ile kapanır ve ancak haziran ayında ulaşıma açılır. Soğanlı geçidinin doğusunda yer alan Sarıkaya, Karakaya ve Haldızen dağları 3000 metre nin üstüne çıkan yükseltilere sahiptir ve geçit vermezler. Üzerlerinde çok fazla buzul ve buzul göllerine rastlanır. Bu göller Balık, Aygır, Kara, Sarı, Pirömer, Buzlu, Koyun, Dipsiz, Hatalan, Sırri ve Kazıklı gölleri önemli olanlarıdır. Bu göller buzul suları ile beslenir

önemli tepeler
Sarı, Kara, Aygır ve Balık gölleri buzulların erimesinden sonra genellikle sularını kaybederler.
Soğanlı ve Haldızen dağları üzerindeki önemli tepeler şunlardır.
Genellikle dağların doğuya doğru uzantıları üzerlerindeki tepelerin yükseltileri, batıdakilere göre daha yüksektir. Buda Doğu Karadeniz’de olduğu gibi dağlar batıdan doğuya doğru yükseltileri artar. İlçenin toprakları iklimin etkisiyle yıkanmış Podzol ile kahverengi orman topraklarından oluşmuştur. Ancak Çambaşı köyü ile Aşağı Kumlu köyleri arasındaki arazi, kalkerli bir yapıya sahiptir. Bu konuda Coğrafya Öğretmeni A.Rahim AYAZ’ ın Çaykaralılar Bülteninin 7 ‘ inci sayınsında yayımlanan bir inceleme ve araştırma yazısı mevcuttur.
 
Tepenin Adı  Yükseklik (m)
Akdağ Teopesi  3192
Anzer Dağı Tepesi  3321
Demirkapı Tepesi  3376
Yıldırım Kapısı Tepesi  3200
Kayışkıran Tepesi  3156
Karakaya Tepesi 3193
Taşbaşı Tepesi  2300
Ömergazi Tepesi 2528
Hazne Kapı Tepesi  2000
Kusba Tepesi 2533
Beddualı Meşe Tepesi  1786
Zigandenbaşı tepesi  2736
Konutlar Tepesi 2480
Ziyaret tepesi 2629
Harami Tepesi 2517
Büyük Tepe 2468
Kolunlar Tepesi 2175
Siperler Tepesi 2354
 …………………………………………………………………………….
BİTKİ ÖRTÜSÜ

İlçede hemen hemen bütün mevsimlerde yağışın görülmesi, bitki örtüsünün gür ormanlarla kaplı olmasına neden olmuştur. 900 m yüksekliğe kadar nemi seven geniş yapraklı (kayın, gürgen, meşe, çam, sarıçam kızılağaç, kestane, ceviz ve çeşitli meyve ağaçları), 900-1300 m arası ise iğne yapraklı ile kayın karışık ormanlar, 1300-2200 m ye kadar iğne yapraklı (karaçam- köknar gibi) ağaçlar mevcuttur. Genellikle ağaç türleri ilçe merkezinden yukarıya doğru kestane, kızılağaç, gürgen, ladin, kayın, sarıçam, köknar, akağaç, saf ve karışık meşeler yer alır. İlçe genelinde ormanın üst sınırı Demirkapı’da 2200m ye ulaşır. Yüzyıllardan beri köylerden ve yaylalardan bilinçsiz bir şekilde ormanların tahribi (yakacak ) sonucu ormanın üst sınırının aşağıya doğru inmesine neden olmuştur. Ormanların korunması için 1838′ de İstanbul Nezaretine bağlı Orman Müdürlüğü kurulmuş, ancak bugün hizmet verememektedir. 1857 yılında Kanunname’î Arazi ilan edilmesi ile ormanların korunmasına ilk adım atılmış oldu. Ancak gelişen zaman içinde bu kanunda ihtiyaca cevap veremediğinden, 1937 yılında çıkarılan 3116 sayılı Orman Kanunu ile 3204 sayılı Teşkilat Kanununda ormancılığın temeli atılarak bu tarihten sonra teknik anlamda ormancılık başlamış oldu. Çaykara ilçesinin toplam ormanlık alanı 19.906 hektardır. Bu Ormanların bir kısmı bozuk vasıflı ve Köylülerle Sosyal problemli muhafaza ormanlarıdır. Üretilen 1200 orman emvalinden Orman Köylülerine zati ihtiyaç olarak (31 ve 32. maddelere göre) verilmektedir. 31. madde tamirat, 32’inci madde yeni inşaat olarak bilinmektedir.
İlçede mevcut ormanlar özellikle Uzungöl yöresinin ormanlarıdır. Bitki örtüsü, yaban hayatı bakımından elverişli ve zengin oluşu, doğa güzelliğinin olması Uzungöl çevresini “ Tabiatı Koruma Parkı” olarak ilan edilmesine kadar ulaşmıştır.
akarsular
solaklı deresi
İlçe merkezinden geçen solaklı deresi, Soğanlı ve Haldızen dağlarındaki buzul göllerinden ve ilkbaharda eriyen buzullardan kaynağını almaktadır. Trabzon ilinin en uzun akarsularındandır. Uzunluğu 80 km dir. Çaykara’yı Kuzey - Güney yönünde yararak derin vadiler oluşturur. Solaklı deresinin havzası 700 Km2 civarındadır. Debisi Türkiye ortalamasının üzerindedir. Tatlı su balıkları ile ün yapmıştır. Son zamanlarda Uzungöl beldesinin turizme açılması ve yeni yol yapımı nedeniyle suyun kirlenmesi sonucunda balıkların üremesine önemli ölçüde zarar vermiştir. Akarsuda Çambaşı köyü altındaki Çatma mevkiine kadar sazan ile karışık alabalık, daha yukarı kısımlarda ise sadece alabalık yaşamaktadır.
Solaklı deresini besleyen kollar;
Uzungöl Beldesi yönünden İbsil Deresi, Haldızen Deresi, Multat Deresi, Baldi Deresi, Siron Deresi, Taşlıgerdik Deresi ve Çambaşı dereleridir.
Karaçam (Ogene) bölgesinden Şekersu yayla deresi, Heneke deresi, Karaçam mezra deresi, Uzuntarla deresi ve Çamlıbel dereleridir.
Uzungöl ve Karaçam bölgelerinden gelen bu iki kol Çambaşı köyü altındaki Çatma mevkiinde birleşerek Çaykara merkezine kadar Hadi suyunu alıp, İlçe merkezinde Yeşilalan-Baltacılı deresi ile birleşir. Dernekpazarı ve Taşhanpazarından geçerek Of ilçesinden Karadenize dökülür. Solaklı deresinin özellikle Raftink Sporu yapmak için çok müsait bir yapıya sahip olmasına rağmen, ne yazıkki şu zamana kadar gerekli tanıtım faaliyetleri yapılmadığından yöreyi ziyaret eden yabancı turistler tarafından ara sıra bu spor yapılmaktadır.
b. yeşilalan baltacılı deresi
Bu dere adını Yeşilalan ve Baltacılı köylerinin mezraları ( Harsan) mevkiinden almaktadır. Yağmurlu yıllarda Çaykara merkezini su baskını yönünden tehdit eder.Yağmur yağdığı zaman sürekli bulanık akar. İlçe merkezinde Solaklı deresi ile birleşir. Üzerinde İlçe merkezinden 200- 500 m ye kadar alabalık yaşamaktadır. Derenin Baltacılı bölümünde alabalık tesisleri mevcuttur. 2000 yaz sezonunda ilçe merkezinde alabalık üretme havuzları ile bir restoran hizmete açılmıştır.

Yorum yok »

Ataköy ve Çaykara Tarihi

 Ataköy ve Çaykara Tarihi

c7.bmp

İlçe merkezine 9 km. uzaklıkta olan Ataköy beldesinin nüfusu 2000 yılı sayımına göre 3128’dir.
Ataköy’ün 1515 tarihli Mufassal Defter ve daha sonraki dönemlere ait tahrir kayıtlarıyla Vilayet Salnamesi’nde adı ayrı bir köy olarak geçmez. Ancak, 1583 tarihli tahrir kayıtlarına göre Çaykara ilçesi sınırları içinde bulunan 12 köyden biri olan “Paçan nam-ı diğer Siro” sınırları içinde gösterilmektedir. 1876 Trabzon Vilayeti Salnamesi’nde bugünkü Çaykara sınırları içerisinde belirtilen 25 köyden birisi “Şinek-Paçan” olarak geçmektedir. 1915 yılı Trabzon iline bağlı köyleri gösteren kayıtlarda Şinek (önerilen adı Ferahiye’dir) adıyla ilk kez ayrı bir yerleşim yeri olarak anılmaktadır.
İlk yerleşenlerin Vartan köyünden geldikleri söylenir. Daha sonra yakın (Şahinkaya, Maraşlı, Aşağıkumlu, Köknar, Çambaşı) ve uzak (Konya, Maraş, Rize, Artvin, Erzurum ve Kars) çevrelerden gelen aileler Şinek’e yerleşmişlerdir.
Bölgede bugün “Lemali” olarak anılan çarşının adının ilk yerleşenlerden Lemnoğlu Ali’den geldiği söylenmektedir. Benzer bir adlandırma da beldenin bir semti olan Koftali (Ali Keser, dediğine karşı çıkma! Anlamında) için söz konusudur.
Zaman içinde Ataköy’e gelip yerleşen kimi önemli aileler şunlardır; Canoğulları Koldere’den, Kuştular Taşhan’dan Rizeye ve Rize’den Şinek’e, Kamaloğulları Aşağıkumlu’dan, İslamoğulları Maraş köyünden; Sofuoğulları, Sakaoğulları ve Serdarlar Of’tan, Bakkaloğulları Maraşlı’dan gelmişlerdir. Ozbaylar Orta Asya kökenlidir.
Daha sonraki dönemlerde de önemli nüfus hareketleri yaşayan Ataköy’den 1920li yılların başında arazilerini satıp Adapazarı’na, Ankara’ya (Haymana) gidenler olmuştur. 1929 sel felaketi sonrasında da önemli sayıda aile Bayburt’un Demirözü (Kısanta) köyüne göç etmiştir.
Bir ara adı Serince olarak belirlenen Ataköy, 10.10.1957 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’yla belediye olmuştur. İlçenin önemli beldelerinden biri olan Ataköy’de bugün (2005), Sağlık Ocağı, Sağlık Meslek Lisesi, İlköğretim Okulu, PTT ve Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bulunmaktadır.
Bir kayaçta oluştuğu bilinen genişçe bir düzlükte ve ona bağlı fazla engebeli olmayan yamaçlarda yer alır. Ataköy beldesinin üst bölümünde, heyelan korkusuyla ağaç kesilmeyen Beddualı Ormanlar bulunmaktadır.
Tarıma elverişli arazisi düz olduğu için bir zamanlar tarlalar atla sürülür ve bolca ürün alınırdı. Arazinin çoğu, önceleri her çeşit sebze yetiştirmeye elverişli iken bugün nüfus göçü nedeniyle fındıklığa dönüşmüştür. Kivi üretimi denemesi bölgede ilk kez burada yapılmasına ve başarılı olunmasına karşın yeterli devlet desteği alınmadığı için önemini yitirmektedir. Bir emekliler beldesi olmaktan kurtulmak için belediye ve yeni nesil çırpınıp durmaktadır.
Belde, bütün çağdaş olanaklardan yararlanmaktadır. Sultanmurat bağlantılı yolun tam olarak asfaltlanması Ataköy’ün canlılığını arttıracaktır.
Ataköy’de bürokraside, silahlı kuvvetlerde, siyasette ve özel girişim alanlarında öne çıkan bir çok değerler vardır. 5. Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay bu beldenin çocuğudur.
Yaylacılık anlayışının yaygın olduğu Ataköy’ün yaylaları Sultanmurat bölgesinde bulunan Hanırmak, Vartan, Cerah, Sarıkaya ve Sıcakoba’dır.
…………………………………………………………………………………
ÇAYKARA’NIN TARİHİ
 
Çaykara ilçesi, Trabzon ve çevresinin 15 Ağustos 1461 tarihinde Fatih Sultan Mehmet tarafından fethiyle Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. İlçe Trabzon’a bağlı olup, ilin güney-doğusunda yer almaktadır. Arazisi oldukça engebelidir.
Çaykara (Kadahor) doğudan Hayrat ilçesi ve Rize ili, batıdan Dernekpazarı (Kondu) ve Köprübaşı ilçeleri, güneyden Bayburt ili, kuzeyinden de Dernekpazarı ilçesi ile sınırlıdır. İlçe adını, ilçe merkezinde bulunan ve merkezin su ihtiyacını karşılayan Çaykara Suyu’ndan almıştır. Ancak ilçenin bu adla 1947 yılından itibaren anılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Bu tarihten önce, ilçenin merkez mahallesi olan Kadahor adıyla anılmaktaydı. Tespit edilinilebildiği kadarıyla Kadahor (Çaykara) ile ilgili ilk kayıt 1583 tarihlidir. Bu kayıta göre bir mezranın “Kadahor”un yanında olduğu belirtilmekte beraber; buranın mezra mı, köy mü olduğu hususunda bir bilgi verilmemektedir. Kadahor ilk olarak 1654 tarihli kayıtlarda Of kazasına tabi “Karye-i Holayısa-i Kadahor” adıyla bir iskan birimi olarak göze çarpmaktadır. 1657 tarihli sicil kaydında yalnız “Kadahor” köyü adıyla Müslümanların yaşadığı bir yerleşim birimi olarak dikkat çekmektedir. Kadahor’un 1876 (H.1293) tarihli salnamede Of kazasına bağlı bir köy olduğu görülmektedir. Kadahor (Çaykara), 1925 yılında Of ilçesine tabi bir nahiye olarak yapılandırılmıştır 11 Haziran 1947’de 5071 sayılı kanunla Çaykara adıyla ilçe yapılmış ve 1 Ocak 1948’de de fiilen teşkilatlandırılmıştır. İlçe merkezi Solaklı Deresi’nin kenarında kurulmuştur. Bugün Çaykara (Kadahor) ilçesi sınırları dahilinde 28 köy yerleşim birimi olup; ilçenin yüzölçümü toplam 559 km2’dir

BÖLGENİN GENEL TARİHİ ve TÜRKLERİN YERLEŞMESİ
Yazılı kaynaklara göre Çaykara ve Dernekpazarı yöresi ile ilgili ilk kayıt tespit edilinilen kadarıyla Kondu (Dernekpazarı ilçe merkezi)’ya aittir. Bu kayıt 1486 yılından önce olmakla beraber hangi tarihe ait olduğu kesin olarak belirlenememektedir. Ancak bu yerleşim birimi ile ilgili kaydın 1461 ila 1486 yılları arasındaki bir tarihe ait olduğu tahrir kayıtlarından ortaya çıkmaktadır. Kondu, Türkçe bir yer adı olup, konmak, konaklamak ve yerleşmek anlamına gelmektedir. 1486 yılı tahrir kayıtlarında yer alan bilgilere göre; bugünkü Dernekpazarı ilçesi sınırları dahilinde Kondu, Oflare (Visir) ve Kaçal adlı üç iskan birimi olup bu yerleşim birimlerinde nüfus ikamet etmekteydi.

1486 tarihli arşiv kayıtlarına göre bugünkü Çaykarailçesi sınırların dahilinde Gorgora nam-ı diğer Paçan, Holayısa, Paçan ve Zino (Zeno) adlı dört köy iskan birimi olup, her birinde nüfus bulunmaktadır.
1486’da bugünkü Çaykara ilçesine bağlı yerleşim birimlerinde vergi mükellefi olarak yalnız Holayısa köyünden Ahmet adında bir Müslüman’ın kaydına tesadüf edilmektedir. Diğer nüfusun Hristiyan olduğu görülmektedir. Ancak, Zeno köyünün tımarı Yeniçeri cemaatinden Hasan Sarıgöl’e, Gorgara köyünün yine Yeniçeri cemaatinden Saruca’ya, Paçan köyünün timarı Salman adlı kişiye, Oflare (Visir) köyünün timarı Rumeli’den sürülen Arnavutlardan İbrahim oğlu Mehmet ile Abdi ve Murat adlı şahıslara, Kondu köyünün timarının daha önce Koyulhisarlı İbrahim’e ait olduğu, 1486’da Tirebolu kalesi görevlilerinden kale dizdarının oğlu Hızır, kethüda İlyas ve imam Mevlana Yakup’a, Paçan köyünün bir hissesinin timarı daha önceleri Nalbant Yusuf ile Sinan’a, belirtilen tarihte Giresun kalesi mertlerinden Ömer, Murat, Musa, İsa ve İlyas adlı şahısların tasarrufunda olduğu, Zino (Zeno) köyünün timarının bir hissesi daha önceleri Süleyman Bey’in azatlı kölesi Abdi’ye, belirtilen tarihte ise Of kalesi dizdarı Atmaca’ya, Kaçal köyünün timarı ise daha önce Torul kafirlerinden Todoros ve Gorgor’a verildiği, zikredilen tarihte ise Trabzon kalesi azeblerinden Hacı Mehmet, Merzifonlu Yusuf, Bergamalı Ali, Trabzonlu İskender, Hasan ve Kalaycı Bedri’ye verildiği görülmektedir.
1488 tarihli bir kayıtta Paçan köyünün bir hissesi Burak oğlu Hızır’a, Holayısa köyünün bir hissesi Aravut Yusuf’a, diğer bir hissesi ise daha önce Rüstem’in elinde iken zikredilen tarihte Mustafa adlı şahsa timar olarak verildiği belirtilmektedir.
1497 tarihli bir kayıtta Holayısa köyünün bir hissesi Mehmet adlı şahsın timarı iken kendisinden alınıp Karaca adlı şahsa verildi. Yine aynı köyün diğer hissesi 1500 tarihli bir kayıtta Mustafa adlı timar sahibinden alınıp İlyas adlı bir başka sipahiye verildiği anlaşılmaktadır.
1515 tarihli tahrir kayıtlarında Kondu köyünün Mora sürgünlerinden Mazrak Ali Bey oğlu Yahya’nın timarı olduğu belirtilmektedir. İki ayrı köy olarak belirtilen Oflare köyünün biri Abdi oğlu Hızır’ın tasarrufunda iken, Trabzon sipahilerinden Atmaca oğlu Hasan’a verildiği, diğerinin Kapıcı Musa oğlu Mustafa’nın timarı iken, Trabzon sipahilerinden Ali Çelebi oğlu Hızır’a verildiği görülmektedir. Gorgora nam-ı diğer Paçan köyü Ahmet oğlu Mustafa’nın timarı iken bu tarihte Trabzon sipahilerinden Oflu İskenderoğlu Mustafa’nın tasarrufunda bulunduğu, Holayısa köyü Solaklar’dan Süleyman Bey’in tasarrufunda iken İskender Ağa’nın serhazen-, biruni Trabzonlu Bayram’a verildiği, Zeno köyü timarı Süleyman Bey’in azadlısı Çerkez Bayram’ın elinde iken Dırazlı Ahmet oğlu Mustafa’nın elinde olduğu, Paçan köyünün vergi gelirleri zaim Yakup oğlu Cafer’in elinde iken Canca (Gümüşhane) kalesi mertlerinden Hamza oğlu Mehmet’e verildiği görülmektedir. Yine aynı köyün bir timar hissesi Giresun kalesi mertlerinin tasarrufunda iken bu hissenin Trabzon şehrinden olan casus İskender’e verildiği kaydedilmektedir.
Holo adlı köy ilk olarak 1515 tarihli tahrir kayıtlarında zikredilmekle beraber; 1486 yılından sonra kurulduğu 52 numaralı tahrirde daha önce Behşayiş oğlu Mehmet’in tasarrufunda bulunduğunun belirtilmesinden anlaşılmaktadır. Holo köyünün 1515’te Trabzon sipahilerinden İlyas’ın timarı olduğu kaydedilmektedir. Kaçal köyünün vergi geliri Trabzon kalesi azeblerinin timarı iken bu tarihte Trabzon sipahilerinden Arnavut Ali oğlu Balıkçı Veysi’nin tasarrufunda olduğu görülmektedir.
Gorgara nam-ı diğer Paçan köyü ile Holayısa köyleri 1521 tarihli timar kaydından anlaşıldığına göre, Hasan adlı şahsın tasarrufunda idi. 1522 tarihli kayıtta yer alan bilgilere göre; Holo köyünün timarı Bostanoğlu İlyas’a verildi. 1528 yılında Kondu köyü Hamza’nın, Paçan ve Oflare köylerinin birer hisseleri de Trabzon sipahilerinden Süleyman’ın tasarrufunda bulunmaktaydı.
Ogene ile ilgili ilk kayıt 1528 tarihli olup, burası yaylanın yanında mezra olarak kaydedilmiştir. Ogene mezrasının Hızır adlı sipahinin timarı olduğu görülmektedir. Bu mezranın yeni iskana açıldığı “hariç ez-defter” kaydından anlaşılmaktadır. Haldızen köyünün de 1530’lu yıllarda yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlandığı belgelerden ortaya çıkmaktadır. Bu köyün Ramazan adlı şahsa timara verildiği anlaşılmaktadır.
1581 yılından önce Oflare köyü Satılmış’ın timarı iken, bu tarihte Osman’a verildiği anlaşılmaktadır. 1584 tarihli timar kayıtlarına göre; Gorgara nam-ı diğer Paçan köyü vergi geliri Hüdavendigar (Bursa) müteferrikalarından Mustafa Bey’in zeameti idi. Bu köy 1618 yılından önce Kurt adlı şahsın zeameti iken bu tarihte Dergah-ı ali müteferrikalarından Hamza adlı şahsa zeamet geliri olarak tevcih edildiği görülmektedir. Adı geçen timar ve zeamet sahiplerinin tamamı olmasa da büyük bir çoğunluğu maiyetleri ve aileleriyle birlikte dirliklerinin başınca bulunduğu ve yöreye Müslüman Türk nüfusunun akışında önemli rol oynadıkları düşünülmektedir.
Çaykara ve Dernekpazarı yöresinde fetihten önce kimlerin yaşadığını tespit için Trabzon Sancağı dahilinde tarih boyunca kimlerin yaşadığını ortaya koymak gerekmektedir. Trabzon yöresine ilk olarak M.Ö. III. Bin ile II. Bin yılları arasında Oğuzlar’ın öncü kollarından biri olarak kabul edilen “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler”’in yerleştiği belirtilmektedir. Trabzon şehrinin Kindinar mevkiinde bulunan bazı kalıntılardan bölgeye Kafkasya’dan Mosklar, Tibarenler ve Marlar’ın gelip yerleştikleri ve bunların ziraat ve balıkçılık yaparak geçimlerini sağladıkları bilinmektedir.
M.Ö. 675 yılından itibaren Kimmerler’in Doğu Karadeniz’e yerleşmeye başladığı ve bunların Anadolu ve Azerbaycan’da ilk Bozkır Kültürü’nü yaşayan “Proto-Türkler”’in olduğu kaydedilmektedir. Trabzon, Tirebolu ve Giresun şehirleri M.Ö. 656 yıllarında muhtemelen Miletoslular (Miletliler) tarafından kurulmuştur. Trabzon şehrinden ilk bahseden yazar ise Xenophon’dur. Xenophon’un verdiği bilgiye göre M.Ö. 400 yılında Doğu Karadeniz’de yaşayan kavimler Kolhlar, Driller, Mossinoikler, Halibler (Haldiler) ve Tibarenler idi. Faruk Sümer bunların Yunan asıllı olmadıklarının kesin olduğunu belirtmektedir.
Doğu Karadeniz bölgesine Kimmerler’den sonra İskitler (Sakalar) gelmiş ve bunların hakimiyetleri 28 yıl kadar sürmüştür. İskitler’in hakimiyetine Medler son vermiştir. Medler M.Ö. 606 yılında Doğu Karadeniz bölgesini ellerine geçirmişlerdir. M.Ö. 547 yılında bölge Persler’in hakimiyetine geçmiş ve bu hakimiyet Makedonya Kralı İskender’in M.Ö. 334 yılındaki doğu seferine kadar devam etmiştir. M.Ö. 312-280 tarihleri arasında bölge İskender’in komutanları idaresinde kalmıştır. M.Ö. 280-63 yıllarında da bölge Pontus Devleti idaresinde bulunuyordu. M.Ö. 63-M.S. 395 yılları arasında Doğu Karadeniz, Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir. Bu bölgede Hristiyanlığın imparator Kostantin (M.S.324 yılında) zamanında yayılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. M.S. 394-1204 yılları arasında bölge Bizanslıların yönetimine girmiştir. Bu dönemdeki önemli hadiselerden biri 530 yılında Bizanslılar tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri’nin bir bölümü Trabzon havalisine yerleştirilmiştir. Diğer bir hadise ise XII. asırda 40 bin Kuman ailesinin Gürcistan’a inerek burada Hristiyan olmaları ve buradan Doğu Karadeniz’e ve Doğu Anadolu’ya gidip yerleşmeleridir. 1057’de Anadolu’ya sevk edilen Türkmen gruplarının Trabzon hinterlandını yağma ettikleri anlaşılmaktadır. 1073-1074 yıllarında Trabzon dolaylarında Türklere rastlanmaktadır.
 Malazgirt Zaferi’nden sonra muhtemelen 1072’de Trabzon Türklerin eline geçmiştir. Üç yıldan fazla Türklerin elinde kalan Trabzon, 1075 yılında Theodore Gabras tarafından geri alınmıştır. Trabzon valisi olan Gabras 1091’de Türkler’in elinde olan Bayburt’u ele geçirmiş, fakat 1098’de Gümüştekin Ahmet Danişment Gazi’nin oğlu İsmail tarafından geri alınmıştır. 1080 yılındaki fetihlerle birlikte Doğu Karadeniz bölgesinde Türkmenler’in yerleşmesiyle demografik yapı büyük ölçüde değişmiştir.
Türkler Trabzon ve çevresi dışında Gümüşhane-Bayburt-Artvin çevresine yerleşerek bölgeyi yurt tutmaya çalışmışlardır.
1204’te İstanbul’un Latinler tarafından istilası üzerine Trabzon’a kaçırılan Andronikos Komnenos’un oğlu, Gürcü Kraliçesi Tamarra’nın yardımıyla burada imparatorluğunu ilan etmiş, böylece Türkler tarafından fethine kadar Trabzon Rum İmparatorluğu (Komnenoslar hanedanı) kurulmuştur (1204-1461). Bu dönemde Türkler’in Trabzon’u almak için yoğun bir şekilde bölge üzerine hücum ettikleri tespit edilmektedir. Bunlardan Çepniler’in bağımsız olarak veya diğer Türk boylarıyla birlikte Trabzon üzerine yaptıkları seferler dikkat çekmektedir.
Çepniler, Oğuzların Üçok koluna bağlı olupi önce Türkistan’dan İran’a, buradan da Anadolu’ya göç etmişlerdir. 100 bin kişi olduğu belirtilen bu Çepni boyunun büyük bir çoğunluğu Giresun, Tirebolu, Görele ve Büyükliman (Vakfıkebir)’a yerleşmiş, bir kısmı da daha batıya hareket ederek İzmit, Balıkesir ve İzmir’e iskan etmiştir. XIII. asırda Sinop çevresinde görülen Çepniler’in bilahare Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize bölgesinde etkin rol oynadıkları görülmektedir. Trabzon Sancağı dahilindeki Türk yerleşmesinde bu boyun birinci derecede etkili olduğu ortaya çıkmaktadır.
1228’de I.Alaeddin Keykubad karadan ve denizden kuvvetler sevk ederek Trabzon’u kuşattı. Ancak Türkiye Selçuklu Kuvvetleri şehri teslim alamadan geri döndü. Öte yandan 1318-1319 yıllarında Sinop’taki Pervaneoğullarına ait kuvvetler de Trabzon sahillerine akınlar yapmış, ancak önemli bir başarı elde edememişlerdir. 1340’ta Komnenoslar’a ait kuvvetlerin Trabzon’un güneyinde bulunan yaylalardaki Akkoyunlu Türkmenleri’ne saldırdıkları ve büyük maddi zarar verdikleri görülmektedir. 1341’de bu saldırıya karşı olmak üzere Trabzon şehrine saldıran Akkoyunlular şehri kuşatıp yağmaladılar. 1343’te tekrar Trabzon üzerine yürüyen Akkoyunlular önemli bir başarı elde edemeden geri döndüler. Buna karşılık Trabzon imparatorları, Türkler’in hücumlarını önlemek için kızlarını ve yeğenlerini Türkmen liderleriyle evlendirme siyaseti güttüler. Bu politikalarıyla Akkoyunlular üzerinde tesirli oldular.
1361’de 400 atlı ile Maçka üzerine yürüyen Bayburt Emiri Hoca Latif, Maçkalılar tarafından 200 kadar atlısı ile birlikte öldürülmüş, buna karşılık 1397 yılında Hacı Emir Oğulları Beyliği’nin lideri Süleyman Bey, Giresun kalesini fethetmiştir. Aziz b. Erdeşir-i Esterabadi, Giresun kalesinin “sağlamlığı ve alınamamazlığı” ile meşhur olduğunu, İslamiyet’in doğuşundan beri hiçbir müslümanın buraya giremediğini ve bu kaleyi fethetmeye muvaffak olamadığını kaydetmektedir.
Stratejik ve ticari yönden önemli bir şehir hüviyeti taşıyan Trabzon’a ve Doğu Karadeniz Bölgesine karşı Osmanlılar’ın ilk fiili teşebbüsleri imparator IV. Kalo Loannes (1447-1458) zamanında başlamıştır. Bundan önce de Sultan II: Murad, 1442’de gemilerle Trabzon üzerine bir kuvvet göndermiş, bu kuvvetler karaya çıkarak yağma ve tahrip hareketinde bulunarak birçok esirle geri dönmüşlerdir. Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra, Kalo Laonnes, Osmanlılar’a dostluk teminatı vermiş ve muayyen bir vergi ödemeye başlamıştır.
Buna mukabil Erdebil Ocağı şeyhlerinden Şeyh Cüneyd’in 1456 yılında Rafizi Türkmenler’i yanına toplayarak, pek zayıflamış olan Trabzon İmparatorluğu’nu ortadan kaldırıp burada bir devlet kurmak amacıyla Trabzon üzerine yürüdüğü görülmektedir. Akçakale’yi alıp imparatorluğun ordusunu bozguna uğratan Şeyh Cüneyd, Trabzon surlarına dayandı. Ancak şehir üzerine yaptığı hücumlardan bir netice alamayınca ve Fatih’in emriyle Rum Beylerbeyi Hızır Bey’in karadan ve denizden imparatorluğun yardımına koştuğunu haber alınca kuşatmayı kaldırarak geri çekilmiştir. Fatih bu davranışı ile Trabzon’a karşı girişilecek her çeşit müdahaleyi kendisine yapılmış bir hareket saydığını ortaya koymaktaydı. Hızır Bey’in Trabzon seferi Komnenler Devleti’nin Osmanlı himayesine alınmasını ve her yıl 2000 altın vergiye bağlanmasını sağlamıştır. Ancak Fatih, Hızır Bey’in esir ettiği Trabzon İmparatorluğu vatandaşlarını serbest bırakmak karşılığında yıllık vergiyi 3000 altına çıkarmıştır.
Bununla beraber İmparator Kalo, Rum Beylerbeyi Hızır Paşa’nın Osmanlı kuvvetleriyle Trabzon önlerinde görünmesinden, neticede Fatih’in Trabzon üzerine yürüyereceğini anlayarak kendisine müttefik aradı. Türk beyleri içinde o dönemde en güçlüsü olan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı kendi tarafına çekmek için Diyarbekir’e elçiler gönderdi ve kızı Thedora’yı (Despina Hatun) onunla evlendirmeye karar verdi. Çeyiz olarak da Kapadokya (Sivas vilayeti)’yı teklif etti. Bunun üzerine 1458 yılında Uzun Hasan Trabzon İmparatoru Kalo Loannes ile ittifak andlasmasi imzaladı. Ancak Kalo Loannes, henüz kızı Diyarbekir’e gitmeden ölmüş, yerine kardeşi David geçmişti. Trabzon İmparatoru olan David Komnenos, Uzun Hasan ile yapılan ittifak andlaşmasını yeterli görmeyerek, yaklaşan Osmanlı tehlikesine karşı Gürcistan, Fransa Burgondia dukalığı, Karaman ve İsfendiyar beyliklerini de kendisiyle ittifak yapmaya çağırmış ve Roma’da bulunan Papa’ya Haçlı Seferi hazırlaması için elçiler göndermiştir. Bu arada David yeğenini Uzun Hasan’la evlendirdikten sonra Akkoyunlu hükümdarına bir elçi göndererek, Osmanlılar’a ödenen haracın kaldırılması hususunda Fatih Sultan Mehmed nezdinde teşebbüse geçmesini istemiştir. Uzun Hasan da 1459 yılında Fatih’e bir heyet göndererek padişahtan, David’den alınan verginin alınmamasını dilemiştir. Talebi reddeden Fatih bu gelişmelerden sonra, Trabzon üzerine sefere karar vermiştir.
23 Mart 1461’de Edirne’den hareket ile, Gelibolu-Mudanya yolu ile Bursa’ya gelen Fatih, Gelibolu Sancakbeyi Kasım Bey kumandasındaki 300 parçalık donanmayı da Sinop’a göndermiştir. Önce Kastamonu ve Sinop’taki Türk Beyleri’ni itaat altına aldı. Sultan Mehmed, donanmayı buradan Trabzon üzerine sevk etmiş, kendisi de Tokat’ın kuzeyindeki Koyulhisar’a yönelmiştir. Akkoyunlular’a ait olan bu kaleyi de zapt eden Fatih, buradan doğuya doğru hareket ederek Erzincan yakınlarında Yassıçimen yaylasında otağ kurmuştur. Uzun Hasan ise Erzincan ovasında mevzilenmiştir. Ağır donanımlı Osmanlı ordusu karşısında başarı gösteremeyeceğini anlayan Uzun Hasan, muhtemel bir çatışmayı önlemek için annesi Saray Hatun’u bazı adamları ile birlikte elçi heyeti olarak Fatih’e göndermiştir. Fatih Trabzon seferi müddetince Saray Hatun’u yanında tutmuştur.
Yassıçimen yaylasından Bayburt ovasına inen Osmanlı ordusu, buradan “Bulgar” dağına çıkarak iki kola ayrılmıştır. Mahmud Paşa, şehri batıdan kuşatmak ve kaledekilerin kaçmasını önlemek için Rumeli askerleriyle batı yönüne gönderilmiştir. Kendisi ise kapıkulları ve Anadolu ordusuyla, pek kullanılmayan sağ koldan bir yolu izleyerek doğu yönünden Trabzon üzerine yürümüştür. Mahmud Paşa komutasındaki kuvvetler Fatih’ten bir gün önce Trabzon’a inerek şehri kuşatmış, daha önce Trabzona gelen donanma ise şehri 28 günden beri abluka altına almıştı. Fatih’in Trabzon’a geldiğini gören David, Mahmud Paşa’nın göndermiş olduğu elçiler vasıtasıyla şehri teslim edeceğini bildirmiş, nitekim 15 Ağustos 1461’de şehir Osmanlılara geçmiştir.
Trabzın şehri fethedilince, Trabzon İmparatorluğu’na tabi Giresun’dan Hopa’ya kadar bütün yerleşim yerleri Osmanlılar’a katılmıştır. Bölge sancak olarak teşkilatlandırılmıştır. Torul ve Canca kaleleri ile havalisi (Kürtün’ün sahil kesimindeki yerleşim yerlerinin haricindeki yerler) 1479 tarihinde Rakkas Sinan Bey tarafından zapt edilerek Trabzon sancağının fethi tamamlanmıştır.
 Fetihten Önce ve Sonra Türk Yerleşmesine Dair İzler
 
Trabzon’un fethiyle birlikte civar illerden ve Osmanlı Devleti sınırları dahilinde bulunan değişik bölgelerden çok sayıda Müslüman Türk nüfusu Trabzon sancağına yerleştirilmesinin yanında, çok sayıda hristiyan nüfus da bu bölgeden alınarak Rumeli’ye, İstanbul’a ve muhtelif bölgelere yerleştirildiği arşiv kayıtlarında açıkça görülmektedir.
Burada önemli olan hususlardan biri fetihten önce; bugünkü Çaykara ve Dernekpazarı ilçesi sınırları dahilinde ve bu yerleşim birimlerinin yakın çevresine Türk nüfusun yerleştiğine dair elde ne tür delillerin bulunduğu meselesidir. Bu konuyla ilgili olarak elimizde bulunan en önemli deliller; yer adları ve bölgede varlıklarını hala devam ettiren ailelerdir.
Trabzon sancağı dahilinde, özellikle Çaykara ve Dernekpazarı çevresinde ilk bozkır kültürünü yaşayan Proto-Türkler olarak kabul edilen Kimmerler’in burada yaşadıklarına dair delil; Çaykara’nın güneyinde yer alan Soğanlı geçidinin barı tarafına düşen dağların Kemer-Kimmerius (Ağarmış) dağları olarak adlandırılmasıdır. Yine Rize’nin doğusundaki Kemer köyü, kayası ve Pazar ilçesinin batısındaki Kemer Burnu, bölgedeki Kimmer varlığının diğer belgeleridir.
İskitlerin/Sakaların, Trabzon ve çevresine yerleştiklerine dair önemli bilgi; Skydises/İskit Dağı’nın Maçka ilçesinin güney doğusunda yer alan Kolat Dağı olmasıdır. Nitekim Heredot, İskitleri, Skolat/Kolat adıyla zikretmektedir. Kolatlara dağ isminin yanı sıra bölgede Kolat, Kolatoğulları adıyla anılan ailelere rastlanması ve Yusufeli’nin Barhal köyünde Kolatet (Kolat Yurdu) adıyla bir mahalle ile Trabzon ili dahilinde Saka soyadının bulunması Sakaların/İskitlerin bölgedeki varlığının bir delili olarak düşünülmektedir.
Bulgar Türklerinin bölgede yaşadıklarına dair önemli bulgulardan biri 1554 tarihli arşiv kayıtlarında Torul kazasında gayr-i Müslim Bulgar ailelerin yaşamasıdır. İkincisi de Bayburt ile Trabzon arasında bulunan ve Fatih’in yaya olarak aştığı Bulgar Dağı (Bugünkü Kemer Dağları)’dır. Yine Trabzon ile Rize arasında Çengel Dağı, of ile Bayburt arasındaki sarp ve dağlık bölgeye Çengelistan adı verilmesi, yöreye Bulgar cemaatlerine ismini vermiş olan Çenge oymağının yerleştiğinin bir göstergesi olduğu düşünülmektedir. Yine Maçka’daki Aşağı ve Yukarı Hortokop köylerinin Bulgar Türkleri’nin Hortu adlı oymağından geldiği tahmin edilmektedir.
1486 ila 1583 yılları arasındaki tahrir kayıtlarında yer alan Of kazasına tabi aşağıdaki köyler dikkat çekmektedir: Gorgara nam-ı diğer Paçan (Bacan), Kondu, Çıfaruska nam-ı diğer Balaban, Devaser nam-ı diğer Öküzlü, Uzuntarla, Hanlut nam-ı diğer Eğridere, İşkane nam-ı diğer Yarakar, Polyale (Bolyale) nam-ı diğer İşkane adlı köylerin adı Türkçedir.Paçan (Bacan) adlı köyler Peçenek ya da Kuman Türkleri ile ilgili olmalıdır. Nitekim Oğuz Han’ın kardeşinin adı Bacanak yani Peçenek idi. Peçenek boy adının menşeinin bacanak kelimesi olduğu ve ayrıca Peçenek Türkleri uruglarının reisleri arasında Mayçan (Bafcan) adlı birinin bulunduğu bilinmektedir. Yine Kuman Türkleri arasında “Beçene” adlı bir urug (oymak) bulunmaktaydı. Rasonyi, Kumanlar arasında Berendi ve Beçenek adlı oymakların bulunmasını, bunların Kumanlaşmış ve dolayısıyla Kıpçaklaşmış cüzleri olduğu şeklnde açıklamaktadır. Ayrıca Kumanlar’ın Baçman adıyla bir komutanları vardı. Faruk Sümer’in belirttiğine göre, İran’daki bir Türk oymağının adı Bacmanlu (Bajmanlu) idi. Of’a bağlı olan Çıfaruksa köyü timar sistemi içinde iki bölüme ayrılmış ve bu iki bölümlerden birinin diğer adı Balaban, diğerlerinin ki de Balaban-ı Küçük’tü. Ayrıca Of sınırları dahilinde Balaban adlı bir dere bulunmaktaydı. Balaban bir Türk oymağının adıdır. Aynı zamanda Balaban, Kuman Türkleri’ne ait bir isimdi. Kayıtlarda, Ahlat Şahı olarak geçen Balaban ve gençliğinde Delhi’ye giderek burada sultan olan Kuman (Kıpçak) Türkleri’nden Balaban’ın varlığı, bu ismin Türklerde ad olduğunu ispatlamaktadır. Öküzlü adı Türkçe’de bir obanın ve bir cemaatin adıdır. Nitekim Yomut oymağının Şeref Cunı kolunun Hive’de bulunan bir obasının ad Öküz idi. Yine Anadolu’da bulunan Yörükan taifesinin bir cemaatinin adı da Öküz olduğu görülmektedir. İşkane, İşkane nam-ı diğer Yarakar ve Bolyale (Polyale) nam-ı diğer İşkane adlı köylerin de, Türkistan’da Oğuz Türkleri tarafından kurulan İşkan şehri ile ilgili olmaları muhtemeldir.
1618 tarihli arşiv kayıtlarında Of kazasına tabi Komanit (Kumludere), Kancı (Sarıbey) adlı köylerin yanında, günümüzde de yörede Kanlıdağ, Kanlıyatak Tepesi (Çaykara), Salmata Deresi, Şekersu (Sakarsu) yaylası (Çaykara) yer isimleri ve Kanlıoğlu lakabının varlığı Kuman/Kıpçak yerleşmesinin örnekleridir. Yine Hayrat’a bağlı Hanlut (Dağönü) köyünün bir mahallesinin adı Cordanlı, Barış köyünün eski adı Komarit’tir. Cordan/Yortan’ın ve Kuman’ın birer Kuman boyu oldukları bilinen bir husustur.
Kumanların Of-Çaykara bölgesindeki varlığını ortaya koyan en önemli delillerden biri de bugün bile kullanılan sülale ve aile isimleridir. Nitekim Of’a bağlı Hastikoz (Aşağı Kışlacık) köyü ile Hayrat’a bağlı Hanlut (Dağönü) köyünün Cordanlı mahallesinde Cordanlar ailesi vardır. Yine Çaykara’ya bağlı Şur (Şahinkaya) köyünde şimdi soyadları “İşçi” olan Cordanlar olup, bunlardan bir kısmı Hatay’ın Kırıkhan ilçesine yerleşmiştir. Yine Çaykara’nın Çamlıbel köyünde Cordanoğulları adıyla anılan aileler bulunmaktadır.
Cordanlar’ın dışında bölgede Kuman izlerini ortaya koyan diğer kalabalık aileler de başta Saraloğulları, Şişmanoğlu, Demircioğlu, Konguroğlu, Uzunoğlu gibi soy isimleri taşıyan ailelerdir. Bunların dışında Kuman özel adlarını taşıyan Ayaz, Balaban/Balabanoğlu, Balta, Barkan, Boğa, Çakan, Çora, Kaba/Kabaoğlu, Kaban, Kaçmaz, Kara, Karaca, Karaduman, Kepenek, Koç, Koçali, Koçkar, Kolbas, Kumandaş, Külünk, Tepret, Tolun, Toruntay, Ulaş, Yula soyadlı ailelerin bulunduğunu belirtmek gerekmektedir. Çaykara ve Dernekpazar’nda Cuman/Kuman soyadlı aileler yanında çok sayıda Kuman özel adını taşıyan ailelere rastlanmaktadır. Nitekim Çaykara ilçesine bağlı Eğridere (Gorgoras) köyündeki Dumanoğulları, Hunbaloğulları, Koçakoğulları (bu sülale bugün Koca, Koçak ve Kurşunoğlu soyadlarını taşımaktadır) ve Sarıoğulları’nın Kuman Türkleri’nden olduğu belirtilmektedir.
Kuman Türkleri’nin bölgedeki önemli diğer izlerinden biri de kemençedir. Nitekim Kuman Türkleri’nde Kemençe bir musiki aletinin adıdır. Yine Trabzon bölgesinde oynanan horon çeşitlerinden “düz horon”un, Gökoğuz (Gagauz) Türklerinde de “düz horu” adıyla oynandığı anlaşılmaktadır.
Yer isimlerinden hareketle bölgede Hunlar’ın izlerine rastlandığı gibi, Peçenekler arasında da mevcut olan, ancak Uz (Oğuz) menşeli olan Maklar’a da tesadüf edilmektedir. Çaykara’nın Soğanlı (Aşağı Hopşera) köyünün bir mahallesi Makdanos’tur. Dernekpazarı ilçesi köylerinden olan Ormancık (eski adı Makdanos) ile Of’a bağlı Kırınta Makidanos (Dağalan), Baltacı Makdanoz, Alanomakot, Hayrat’a tabi Maki (Dereyurt), Maklifteryalı (Pınarca), Makitoromanlı (Taflancık) köyleri ve Maki Deresi’nin Maklarla ilgisi olduğu belirtilmektedir. Of’un diğer bir adının da “Oğuz” olması dikkat çekmektedir.
Of’a bağlı Hazerkozan (İkidere) köyü ile İşkenaz/Aşkenaz (Kirazköy) köylerinin Hazar Türkleri ile ilişkisi olduğu kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca Of, Sürmene ve Dernekpazarı’ndaki bazı eski köy camilerinde ve konaklarda Yahudilerce kutsal kabul edilen yedi kollu şamdan ve Davut yıldızı sembolleriyle yapılan süslemeler Hazar Türkleri’nin bölgedeki izleri olarak düşünülmektedir.

sinek.jpg

*kaynak:Geçmişten Geleceğe ÇAYKARA DERNEKPAZARI (17-25 sayfalar)
(çaykara ve dernek pazarı kültür yardimlaşma cemiyeti yayınıdır.)

Yorum yok »

Patlama Sesi

 

Yorum yok »

Önemli Site Adresleri

 

ÖNEMLİ SİTE ADRESLERİ

GEREKLİ ADRESLER
T.C. Kimlik Numarası
Seçmen Bilgi Sorgulama
Son Dakika DEPREM
Hastaneler
Eczaneler
Hava Durumu
Yol Durumu
İller Arası Mesafe
Siyasi Partiler
Sendikalar
Meslek Odaları
Meslek Danışma Merkezi
Konsolosluk İşlemleri
Dilden Dile Çeviri
Asker Alma İşlemleri
Online Kasko İşlemleri
Televizyon’da Bugün
Yemek Tarifleri
DMO Online Satış
TELEFON- POSTA

Telefon Rehberi (İsimle Arama)
Telefon Rehberi (Numarayla Arama)
Önemli Telefonlar
Telefon İl Alan Kodları
Telefon Ülke Alan Kodları
Posta Kodları
Türk Telekom Fatura Ödeme
Avea Kontör Yükle
Avea Fatura
Turkcell Fatura
Telsim Vodafone Fatura
Telefon Arıza Kayıt

EĞİTİM- KÜLTÜR

Üniversiteler
ÖSYS Sonuçları
DMS Sonuçları
ÖSS Puanını Hesapla