İNTİZAR

Neydin sen?!.. Bir rüzgar mıydın da,şöyle bir esip geçtin?Yapraklarını döküp,dallarını kırdın içimdeki duygu çınarının!Yüreğime ebediyet arzusunun çekirdeğini bıraktın,bedenim alev alev tutuştu böylece.Sonsuz hayat az ötede dikilip duran muşahhas bir varlık kadar yaklaştı ruhuma.

Neydin sen?!.. Bir ışık demetimiydin de Rabbim bu demeti çok güzel yarattığı nadide bir kalıp içinde sundu bana?.. Bir aynamıydın ki,gözlerimi kaybettim içinde ve şimdi ne seni,ne de kendimi görebiliyorum?Neden bir an,pencerelerine varana değin açtın bana gönlünü?Sonra bir başka diliminde zamanın,esrarlı bir havaya bürünerek,kapıları bile kapattın yüzüme?..
Bir şiir miydin?İçimi doldurdun gizemli mısralarınla,intizarınla?Şimdi her mısra,boşluğa asılıp kaldı yapayalnız!..
Bir masal mıydın,kuşların geceleyin ruhuma anlattığı?Bir efsane miydin,çağların ötesinden kopup gelen?Yoksa bulutların kulağıma fısıldadığı bir nağme miydin?
Neydin sen?!..

Yorumlar (1) »

Aşk’ta yarın Yoktur Sevgili

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur…

Aşkta yarın yoktur sevgili.

Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan’da Ganj Nehri’nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de… New York’ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de… Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan…

Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye.

Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da… Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya…

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır…

Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara… Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi…

İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi.

Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu…

Birazdan sabah olacak… Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak… Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili.

Birbirimizi kandırmayalım…

Hadi güne hazırlan.

Yaşadıklarımızı unutmaya çalış.

Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak.

Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek…

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak…

Aşkta yarın yoktur sevgili…

Yorum yok »

Aşkın Özlemi

Kayıp bir aşkın özlemi ruhu karartabilir. Gündüz veya ay ışığında onu görmek istemek, acı verebilir. Ve işte bu benim yüreğimde hissettiğim şey. Yürüyüşü tanrının; gözleri ise kumrunundu. Bu dünyada , onsuz kaybolmuştum. Dokunuşu ve sesi sonsuzluk öpücüğü ve oluşan sözleri…

Kollarımda öldü ve bunun acısı asla bitmeyecek. Bazı geceler onun yanımda olması için ağlayarak dua ederim fakat elde ettiğim tek şey yalnızlık… Keşke birisi bu ateşin kalbimi nasıl da yavaş yavaş yaktığını bilse. Göz yaşlarım sadece onun ve gülümsemelerinin hatıralarıyla dolu.

Bunun tedavisi yok, sadece Tanrının saatine kalmış. Hala ona söylemek istediğim, azıcık zamanda yapmak istediğim bir çok şey var. Parka doğru yürümek, kuşlar rüzgarla özgürce uçarken, elini tutmak ve dalgalar kıyıya vururken kumsalda aşk yapmak … O, benim gerçek aşkımdı ve onun gidişini görmek, ruhumu öldürüyor.

Zamanını güzel geçirmesi için, her şeyi yaptım; hatıralardan, hikayelerden bahsettim, evimizin dışındaki ağaçlıklara gittik ve benimle evlenmesini teklif ettim. Fakat çoğu zaman onun sadece günden güne erimesini izleyebildim ve onun öldüğü gün, hayallerimizin mumlarını bir daha yakmamak üzere söndürdüm.

Burada olduğum sürece her zaman yeniden buluşacağımız günü bekliyor olacağım. Geçmişin getirdiği göz yaşları geçecek ve geleceğin mutluluk göz yaşları bize yol gösterecek.

Yorum yok »

Aşk Ayakkabıdır

Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler…

Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.

İçinizin acılarını, sıkıntılarını, kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve “güzel” bir aşk ararsınız.

Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir…

Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü “kötü hava” koşullarına dayanıklıdır.

Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak “yamulur” ilk yağmurlu havada “altı açılır” veya güzel havalarda bile “iki günde bozulup” gider.

Aşkları da ayakkabılar kadar “itinayla” seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde de NASIR oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için “zamanla açılır” diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde “deformasyon” başlar.

Ruhunuzu daraltan bir aşk için de yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp “zamanla düzelir” diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların “çarpıldığını” görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız “renktedir”…

Aşkı bir çeşit serüven olarak “spor” gibi yaşayanlar, aynen “spor ayakkabı” gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.

Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler “klasik ayakkabı” gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.

Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.

“Bez” ayakkabılar gibi kısa ömürlü “tatil aşkları” ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.

“Marka” ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna “tutulan” aşıklar görürsünüz.

Katı plastikten “yağmur çizmesi” edinir gibi mantık süzgecinden geçirip “işe yarar” biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde “zaafı” olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda “değişik” türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

Evet, aşk “ayakkabıdır”.

Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp “hor” kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede “eskitirsiniz”.

Ve nasıl ki “delik” bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca “bir miktar” ömrünü uzatmış olursanız; “delik” bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da “asla eskisi gibi olmayacaktır”!

Yorum yok »